31 December 2009

İki-Sıfır-On!

İçimde sakin bir bekleyiş var iki-sıfır-on için..

Enerjimin henüz dışarıya taşmadığı bir zamanın içindeyim.. Bekliyorum..

İstiyorum ki yılbaşı anıyla birlikte sihir dolsun ruhuma..

Pırıltılı bir yıl olsun, pırıltılar taşısın hayatıma..

AŞK büyüsün; büyülenelim birbirimizde..




16 December 2009

A-Ş-K...

biz ne zaman unuttuk aşk denilen duyguyu?! ne zaman küçümsemeye başladık birine aşık olup bulutlara yükselme halini? ne zaman utanır olduk ona kapılıp gitmekten, söylemekten? ne zaman vazgeçtik aşka inanmaktan?!

bir yerlerde yanlış birşey olmuş.. hepimiz göz ardı edivermişiz aşkı.. öyle ki aşktan bahsetmek, aşkı konu edinen kitaplar okumak, filmler izlemek bile küçümsenir hale gelmiş hayatlarımızda.. kazara izliyorsak da gözlerimizde yaşlar biriktiyse hele, tüm çabamız yaşları akıtmamak için olmaya başlamış.. ki kimse görmesin bir aşk hikayesine ağladığımızı da bizi ayıplamasın diye..

hayatlarımızdaki her şey gibi aşkı da maddeleştirmek için bütün uğraşımız.. hissedilen her şeyi bir yatağın sınırlarına hapsetme çabasındayız sanki.. duyguların yittiği sevişmeler kaplamış hayatlarımızı.. ne yazık!.. birbirimizi sevmekten gelmez mi oysa sevişmek kelimesi..

inanmak istiyorum AŞK'ın hala varolduğuna!...

11 December 2009


kar olan bir yere gitmek istiyorum...


30 November 2009

dansetmeye gittimmmmm :)




dansettimm dün gece..
saatler boyunca.. yorulmadan, bıkmadan!!..



o kadar zamandır unutmuşum ki bu hissi, garipsedim belki de biraz.. ama öyle keyifli, öyle coşku dolu, öyle heyecanlı birşeydi ki yaşadığım, hissettim, o müzikte dönüp dururken.. :)



çoookkk özlemişim bunu, onu farkettim ve durmak istemedim bir tek an bile..
ve durmadım.. ki zaten duramadımmm!!! :)

14 November 2009

happy birthday to me :)

28!



Büyümeye çalışıyorduk biz en son. Ben ve arkadaşlarım... hepimiz.. Kendimizi bir an önce 18 ve sonra 2’yi diğer rakamların önüne taşıyacağımız yaşlarda görme hevesindeydik; bazen açıkça, bazen içten içe kendimizden bile saklarcasına...

Ne çok zaman geçmiş o heveslerin üstünden! Hem öyle de yakınımdalar ki hissettiklerim, sanki uzansam, zamanın içinde “yakalayıvereceğim o zamanı geri” gibi bile hissedebilirim gerçeküstü anlarımdan birinde. Ama yok! Aslında 10 koca sene geçivermiş o zamandan bu yana. 10 koca sene sonra yine ileriye dönük hevesler var ruhumda. bu kez o kadar aceleci hevesler değiller sadece.




Önümdeki zamanı beklerken, o an yaşadığımın kıymetini unutmadan, adım adım, yavaş, keyfini çıkararak yaşıyorum artık içimdeki hevesleri.



Fark etmek senem bu benim!



Hayatımın dengelerini bulduğum, kendimle ilgili belki benim bile bilmediğim sınırlarımı keşfettiğim/hatırladığım/bulduğum, hayatı, yaptıklarımı, yaşadıklarımı, çelişkilerimi sorguladığım, başka başka pencerelerden bakmaya çabalayıp, farklı bakışların farklı kapılar açtığını gördüğüm bir yaşı geride bırakıyorum bugün..

Büyüyorum.. J


Tüm enerjim, sebepsiz neşem, heyecanım, merakımla önümdeki “yeni yaş”a, “yeni BEN”e merhaba diyorum!!


MERHABA’ma dilekler saklıyorum elbet, dileklerimi göğe savuruyorum, taa içimden hissedip, bir gün bir noktada, tam da zamanı geldiği anda gerçekleşeceğine inanarak... Ama aslında içlerinden yalnız birinde tüm odak noktam, yalnız onu yüksek sesle haykırmak var içimde! İçimdeki bu kocaman coşku, heyecan, yalnız ona, AŞK’a yakışıyor çünkü..




AŞK oldu gerçekten! J

“quibbling man”.. kelimelerle oynayan adam!

aşık olduğum, birlikte olduğum adam.. sevdiğim, seviştiğim, sarıldığım, dokunduğum, öptüğüm adam.. kokumu özleyen, kokusunu özlediğim, saatlerce durmadan konuştuğum, gözlerimi gözlerinden çekemediğim, birlikte güldüğüm, yanında uyumayı sevdiğim, her halime tanık olan, her haline tanıklığıma izin veren adam.. hayattan korkmaktan sonunda vazgeçme sebebim.. içgüdülerimi hatırlama, hayata başka bir yerden bakmayı başarabilme sebebim....

Dilediğim O yeni yaşımdan, yaşamımdan.. AŞK olsun! benim ona aşık olduğumca bana aşık olsun!

Peri kızı yeni yaşımın, yeni "ben"in sembolü olsun, hayatımın bugünden sonrasında, tıpkı Azul Génova gibi "ben" olsun..
Peri kızının ışıltıları hayatıma neşe, heyecan, mutluluk, umut taşısın..
kendime güvenimi, kararlılığımı, hayatı ve insanı önemseme halimi korusun..
hafif, yeni, yalın günler, zamanlar taşısın..
sorgularım, merakımı sürdürsün, yeni sorular taşısın hayatıma..
hayallerimi gerçekleştirsin, önümdeki yola umutla bakmamı sağlasın..
suyun hayatımdaki varlığını korusun.. suyun akışı gibi kendiliğinden aksın hayatım da.. zorluklarla, önüne çıkan kayalarla savaşsın elbet, ama bir yol açsın kendine, önüne, bir yol bulsun mutlaka.. suyu hayatımda hep var etsin..
yeni kentler, yeni yollarla tanıştırsın, yeni insanlar kazandırsın yaşamıma.. yeni bir kentin benim için yeni sokaklarında, baştan başa yeni adımlarla yürütsün beni..
sebepsiz gülüşler, sadece içimden taşan neşemden kaynaklı kahkahalar taşısın..
tesadüflere inancımı sağlamlaştırsın.. sürprizlerle karşılaştırsın..
mutlu, heyecanlı, coşkulu bir şapşallık hali taşısın.. J
yeni yaşım mutlu olsun, onunla birlikte olsun, keyifli olsun, "ben" olsun!!
doğumgünüm kutlu olsun.. !!!! :)

12 November 2009

Yazan bir adama aşık oldum. Yazan ve çizen... Kendini anlatan, etrafını seyreden.. Sorular soran, sorduklarına yanıtları olan ama yenilerini aramaya devam eden, sorgularını sonlandırmayan....

Kelimelerle oynayan bir "quibbling man"!..

04 November 2009

it was a real coincidence!

Keyifsiz bir gecenin, sıradan bir anında, herhangi bir sesti yanıbaşımda duyduğum. 
ve sonra.. 
birşey başladı.. başladığını bile anlayamadan, farkına varamadan.... 
Her cümle, her kelime, her dokunuş, bakış,.. hepsi plansızdı, anlıktı, nedensizdi. 
Sadece "öyle"ydi!

Sarsıldım! 
Dokunuşlarda, kelimelerde, öpüşlerde kayboldum. 
Ben daha farkına varamadan içime işledi.

quibbling man.. 
Usulca geldi. 
Hayatıma girdi. 
Kendine bir yer edindi.

.. Ben.. 
Ben sadece aşık oldum!

27 July 2009

mavi kent.. ışık ülkesinin başkenti.. / burdayımmm!!!

KAŞ işte!. mavi kent.. meis rüzgarım.. her gittiğimde "ben" olduğum, "beni bulduğum" yer..
özlemiştim.. çok özlemiştim..

otogardan otele yol aldığımız sırada içime kocamaaaaannn bir sevinç gelip oturdu.. özledim burayı diye bağırasım geldi..
tanıdıktı işte bütün o sokaklar, meydan, ağaçlar, park, insanlar, deniz kokusu, arkada yükselen dağ, iskele, tekneler, ... 
hepsi, her şey tanıdıktı.. 
ve ben yeniden Kaş'taydım :)

mavi kent.. ışık ülkesinin başkenti..

KAŞ..

içim kırık dökük olmasa da bu kez, yine de biraz hüzün yüklüydü yüreğimde mavi kente giderken.. sevinçle, bir yıldır biriktirdiğim özlemle, nihayet yeniden gidiyor olmanın keyfiyle birlikte derin bir hüzün... nedenini bilmediğim, belki çok derinde bir yerde biliyor da olsam, arkalara ittiğim için göremediğim bir suskunluk hali.. içimde birikenleri sulara bırakıp hafifleyememiş olmaktan kaynaklı bir ağırlık.. yorgunluk.. yetişmesi gereken birşeylerin giderken hala tamamlanamamış olmasının suçluluğu biraz belki.. istediğimce, umduğumca kendimle kalamayacak olma fikrinin içimdeki tedirginliği, istemsizliği.. hepsi birleşip, daha bir sürü şeyi de kendilerine ekleyip, koca bir keder olup oturmuştu yüreğimin ortasına..


kederli gittim ben bu kez Kaş'a!
elimde "Kıyılara Kaçan Kadınlar"ımla..

15 July 2009

sadece biten birşeye duyulan özlem gibi değil içimdeki.. ara ara karşıma çıkıveren tesadüflerde görüyorum, farkediyorum.. içimdeki derin hüzün hali inandıklarımın yitip gitmesinden.... tutunduğum dalların kaybından.. bu ve daha başka bir sürü şeyle ilgili inancımı kaybetmekten..

korkuyorum aslında..
kendimi, inandıklarımı, umudumu yenileyememekten..
bir yanımın hep kırık dökük kalması ihtimalinden..

....

01 June 2009

deep, freezing silence :(

hiçbir şey filmlerdeki, masallardaki gibi olmuyormuş gerçek hayatta.. prensin öpücüğü yetmiyormuş aslında pamuk prensesin uyanmasına..

onca insan, bi yandan inanamazken, bi yandan kaybetmemeye çabalayarak inancımızı, umudumuzu, bekledik.. derin uykudan uyanma halini düşünüp, gözlerini açıp, şaka yaptım size der gibi bize bakacağını umduk işte, masallara inanan çocuk yanımızla..

ama işte.. gerçek hayat dediğin masal gibi birşey değil.. filmlerde insanlar uyanıyorlar o derin uykulardan, sevdiklerini, kendilerini sevenleri, arkada kalanları bırakıp gitmiyorlar.. film senaryosu gibi birşey beklerken, hayat kötü bir kabus yaşatıyor sana. gerçek hayatta insanlar uyanmıyorlar uykularından; bir beyaz odada, sessizce, biz veda bile edememişken, bir sürü ertelenmişlikler arasında canımız acırken, uçup gidiyorlar..

derin bir sessizlik çöküyor insanın içine sonra.. hiçbir sesin bozamadığı, derin, dondurucu, kocaman bir sessizlik.. artık yapılabilecek tek şey veda etmek..

ama veda edebilmek için inanmak gerek.. biz senin gittiğine inanamıyoruz ki seldoş......

03 May 2009

"seni mutsuz eden ne varsa, uzaklaştır hayatından!!"

15 April 2009

ben..

yorgunum sanki birşeylerden.. belki kendimden hatta.. kendim olmaktan......
sen nasıl davranırsan hayata, etrafına, etrafındakilere, öyle karşılık bulursun ya..
kocaman bi yalan işte o!
sen ne denli anlayışlıysan etrafına, o kadar kullanılır anlayışın aslında.. o kadar sen olursun vazgeçilen, tepkileri büyük olanların yanında.. ilk seninle yapılan planlar elenir, birşeyler çakıştığında.. ilk önce sen çıkarılırsın gözden.. nasılsa anlayışlısındır ya! nasılsa bozulmazsın öyle eften püften şeylere! nasılsa affedersin hataları, nazını çekersin herkesin ve her kızgınlığı sana yansıtabilir insanlar, çünkü sen aslında o anlık patlamaların, tepkilerin sana olmadığını zaten bilmelisin.. bilmemek, anlayışlı olmamak senin için mümkün değildir, sen tepki gösteremezsin.. gösterdiğinde "aaa sen bari yapma" diye karşılanırsın, en çok sen ayıplanırsın, en çok sana karşı çıkılır, yok yere olay çıkaran kişi oluverirsin bir anda.. en çok sen anlamalısın çünkü herkesi ve içlerindeki sıkıntıyı en çok sen paylaşmalısın.. paylaşıp, sıkıntıları yok etmelisin arkadaşlarının hayatında, sıkıntıların sende birikmesi pahasına.. en çok sen gülümsemeli, en çok sen enerji vermelisin etrafına.. en az senden yorulmalı insanlar, en az sen yansıtmalısın içindeki sıkıntıları, ve aslında hatta mümkünse hiç yansıtmamalısın.. senin canın sıkkın olamaz, sen birilerine surat asamazsın.. "senin suratını çekmek zorunda değil kimse"ye gelir konu sen kötüysen, suratın o gün asık olmak istiyorsa.. senin paylaşmayı denediğin ufacık sıkıntılar, büyür hemen, kocaman olur.. birilerinin canını sıkar, tepki duvarları çıkıverir önüne, şaşırırsın! o duvarların ötesine geçemezsin, kendi içine dönüp, yine kendine yöneltirsin bütün oklarını.. bütün suçlamaların kendine doğru akar. tavrından da, sonuçlarından da nefret edersin belki ama yine de birilerine döndüremezsin cümleleri.. diğerleri senin kendinden başkalarını da düşünüyor olmanın arkasına sığınıp, senin hissettiğini umursamadan, yalnızca kendilerini düşünmeye devam ederken, sen mutlaka dinleyen, paylaşan, hafifleten, planların bozulduğunda bile "sorun değil" diyen olmak zorundasındır.. aksi olamaz.. çünkü sen zaten sıkıntılarını kendisi çözen, dışarıya yansıtmayan, neşeli, güçlü, insanları yormayan kişisindir bütün o diğerleri arasında.. ve asla önemli değildir, senin ne denli yorulduğun, başkalarının yorgunluklarının yanında..