27 May 2008

eski bir yazının bir cümlesi

kendisini eşya gibi hisseden bir kızın hikayesi gibi.
siz hissettiniz mi hiç, ya da hissettirildiniz mi?

bir yazı yazmıştı bir ağlayan palyaço bana uzun zaman önce. diyordu ki; "hani bir çocuğun yeni bir oyuncağı olur, onunla sürekli oynayıp durur, sonra bi gün sıkılıp kenara atar oyuncağı"..
yazının devamında kendimi o oyuncak gibi hissetmemem gerektiğini o kadar iyi anlatmıştı ki, ufacık bir şüphe bile duymamıştım o zaman bundan.

şimdi o yazı zamanı aşıp içime işliyor.
ben bi eşya değilim, bir taş biblo değilim ki!
niye böyle oluyor? niye böyle hissediyorum ben kendimi?

...

yazmak perdesinin ardına geçtim şu günlerde. yazmak var sadece, biriktirdiklerimi dışarı atabilirim belki umuduyla tutunduğum. ama hayat öyle tuhaf bir akışta ilerliyor ki, ben daha yazdığımı bitiremeden yeni şeyler birikiveriyor içimde ağır gelen. eziliyorum ben. inancım kayboluyor hayatta kimi değerlere ki onlar benim için kilit noktalar birçok yerde. dönüp kendimi suçlar buluyorum her adımımda. kendime yönlendiriyorum oklarımı ve canım zaten yeterince acırken ben kanatıyorum kendimi biraz da. kapılarımı kapatıp dışarıya, duvarlarımı yükseltiyorum. uzaklaştırıyorum kendimi farkında olarak ya da olmayarak. bir yanım 2005 kışının o Aralık gününü anımsıyor ve biliyor kendimi kapattığım karanlığın ve sessizliğin nasıl olduğunu. korkuyorum bir parçamla o yüzden, en çok da kendimden.

19 May 2008

Büyükada'da bir Pazar akşamı..

tuhaf biten bir gecenin ve tuhaf başlayan bir sabahın ardından ADA'ya ulaşmak...

en çok martı sesleri yer eder insanın kulağında Büyükada'da yürürken. öyle koyudur ki sessizlik yaprak hışırtıları uzaktan gelen su sesiyle birlikte işler insanın içine..


dün uzun zamandır yapmaya fırsat kovaladığım ada gezimi yaptım. yanımda londra kızı'yla birlikte... ikimizin de çok ihtiyacı vardı hayatlarımızdaki hareketi bikaç saatliğine de olsa da durdurup, sükunete bürünmeye, yeşiller ve maviler içinde kalıp motor sesinden uzak sessizlik içinde doğa sesleri duymaya, derin bi nefes alıp uzaklara bakmaya, Aya Yorgi tepesinde birkaç cümleyi, birkaç dileği ve bir şişe şarabı paylaşmaya...


gün batmadan hemen önceydi biz motorla Ada'ya varıp, faytonla Lunapark Meydanı'na gidip, Aya Yorgi'ye yürüdüğümüzde.. o tepenin en sevdiğim yerindeki masada oturup şarap kadehlerimizi kaldırdığımızda güneş ufukta kaybolmuş, tam zıt yönde de ay dolmuş, denize vurmuştu bile. önümüzden martıların uçtuğu küçük, keyifli bir sofrada saatler geçirdik. karanlık çöktüğünde o ışıksız masada yalnız dolunay ışığında kaldık. londra kızı dileğini diledi, ona kadeh kaldırdık. ben kendimi bile şaşırtan dileğimi diledim, ona kadeh kaldırdık. uzaktan da görünen küçük ışıklara bakıp "kaşık" biçimli takımyıldızı seçtik gökte. -kaşık neyi simgeler? martı sesleri kapladı ortalığı, karşımıza serili büyülü şehrin ışıltısında kaybolduk. yaşadığımız şehre bi daha aşık olduk belki.

sonra kalktık, karanlıkta, iki yanımızda ağaçlar dolu taş yoldan yürüdük aşağıya ; önce Lunapark Meydanı'na sonra oradan İskele Meydanı'na.. karanlık, sarı ışıklı sokak lambaları, yanımızdan geçen tek tük faytonlar, martı çığlıkları, yaprak sesleri ve hatta denizden gelen dalga sesi eşliğinde yürüdük bütün yolu.

son vapurla döndük, yol boyu uyuyarak-uyanarak..

üstümde günlerdir biriken ağırlığı bıraktım ben Ada'da. zihnimin bulanıklığını berraklaştırdım biraz, şöyle birkaç adım uzaktan baktım kendime, düşüncelerime ve hislerime. nereye dedim, niye dedim, sorular sordum kendime. sorduklarımın bazıları yanıtsız kaldı, kararlar aldım onlar üstüne. hepsinden öte "ben" ne hissettiğimi farkettim, içimdeki sesi duydum çok zaman sonra ilk defa.

...

özlemiştim ben ADA'yı. Ada'da olma, Ada sokaklarından geçme, o tepeden ufka bakma, şarap kadehiyle gün batımını selamlama, Ada sesleri-kokularını içime çekme halini..

cuba-ojaz-murdem-naxoy-araf-triunfal-muamma-PÇ

yorgun ve yenik bir zamanı yaşıyorum ben yine.
hayalkırıklıkları birikiyor içimde.
doğumgünümden sonra başlayan, o mart akşamı "KK gecesi"nde yaşananlardan sonra birden hızlanan ve her tutunmaya çalıştığımda içimde daha çok parçalanan kırıklar yığını.. ....