10 May 2006

The Thousand Faces Of The Time...

birşey beklemek ne zor.. durağanlığın içinde, öylece durup birşeyler olmasını beklemek.... sadece bir işaret, bir minicik ışık yanması karanlığa... yön gösterecek biri, bir hareket, bir yazı, bir kelime... herhangi bir zamanda karşımıza çıkıp da herhangi birşey olarak algıladığımız herhangi birşey, beklemek fiiliyle bir araya gelince büyük bir anlam ifade etmeye başlıyor.. ve o herhangi birşeyi beklemek -bekleyebilmek- yoruyor insanı.. ağırlık yüklüyor yüreğe.. bir yandan da çok şeyi eksiltiyor yürekten, boşluğa itiyor hayatı...

boşluk ki daha zor.. dengesiz, anlamsız bir sarkaç.. iki uç arasında gidip gelen ama aynı anda iki ucu da ifade edebilen.. hem sükunet hem çalkantı, hem huzur hem üzüntü, hem heyecan hem sıradanlık, hem beklemek hem beklememek, .. ; hepsi bir arada, birbirinden ayrılmaz halde.. koca bir kararsızlık, kendinden emin olamama, ne istediğini bilememe -bildiklerinin de birbiriyle çelişmesi- hali..
...
beklemek ne zor birşey.. zamanın akmasını beklemek -üstelik sana ne getireceğini de bilemeden....