30 March 2016

Anne Günlüğü / Mart 2016

1 Mart 2016
Yeni ay belki de yeni umuttur diye ummak isterdim ama hiç de öyle gelmiyor.
Psikiyatriden de konsültasyona geldiler, artık geceleri uyuyamıyormuş da. Zaten yemek yemiyor, hareket etmiyor, sürekli yorgun, ağrısı var.. şimdi uyuyamıyor da.

Doktorlar sürekli bir hemşireyi, hasta bakıcıyı çağırdığını (yastığı düzeltmek için, dudakları kuruduğu için, nefes alamadığı için, karnı ağrıdığı için, ayaklarının şiştiğini düşündüğü için, vs.. vs..), bağlı olduğu makinelerdeki değerleri görmeye çalıştığını söylediler.

Korkuyormuş!
Açık olarak böyle söylemese de sürekli birşey olacakmış ve o anda yanında birinin olması o ters giden şeyi düzeltecekmiş gibi hissedip sürekli yanında birini istiyormuş.

Geceleri de uyuyamıyor zaten. Yalnızlıktan korkuyor annem ve ben yanında olamıyorum işte.


2 Mart 2016
Zaten konuşamıyordu, artık yazamıyor da. Kalemi tutarken eli titriyor. Yazdıklarını okuyamıyorum çoğu zaman; tahmin ediyorum, annem de doğruluyor. Veya yeniden deniyor yazmayı. Yeniden yeniden yeniden.. Her seferinde biraz daha yorularak.. Usanarak, bıkarak..

Alfabe yaptım bugün bir kağıda. Harfleri göstererek anlatıyor anlatmak istediklerini. Yine yoruluyor ama kalemi tutup düzgün "kendi istediğince düzgün" yazmaya çalıştığı anlardaki kadar değil.

Alfabeyle konuşmaya çalışınca farkettim ki bazı kelimelerin nasıl yazıldığını hatırlamıyor. Hatırlamıyor değil de, karıştırıyor. Yanlış harfe götürüyor parmağını. :(


4 Mart 2016
Ev tipi ventilatör siparişi verildi. O geldikten sonra, eğer değerleri birazcık olsun düzelirse belki eve gönderebiliriz ya da en azından odaya çıkarabiliriz, dediler.
Ev olmaz, ani birşey olursa diye hastanede kalalım. Ama odaya çıkabilelim, ben yanında kalabileyim, arkadaşları, akrabalar ziyaret etsin, yalnız olmadığını hatırlasın. Çok istiyorum, olur mu ki?


6 Mart 2016
Pazar bugün.
Tablet alacaktım anneme, alfabeye geçtiğimizde aklıma gelmişti. Harf göstermek yerine ekrandaki alfabeyle yazsındı. Bugün onu alıp gittim hastaneye.

Yengem, Volkan, Hakan da gelmişler ziyarete. Annemin yanına tek tek girdik. En son ben girdim. Yengemlerin neden olduğunu anlayamadığım acelesi, ben içerden çıktıktan sonra anlaşıldı. Anneannemin kalbi tutmuş gece, hastaneye kaldırmışlar. Bizi arayıp söyleyememişler de zaten annemden dolayı iyi değiliz diye.

Anneanneme gittik hastaneden çıkınca. Gece boyu hastanede kalmış, yatıralım anjiyo yapalım diye düşünmüşler ama boşta yatak olmayınca sadece bekletmişler hastanede ani birşey olursa diye.

Kalbi tutmuş.
Dün gündüz Volkan işe gitmiş, dayım telefonunu tamire vermeye, Birgül'le yengem de Tunca'yı gezdirmeye. Herkes evden çıkınca, anneannem de kurmuş kendince; Nurten'e birşey oldu, bana söylemiyorlar, herkes birlikte cenazeye gitti bugün diye. Akşam geldiklerinde sormuş noldu, bana neden söylemiyorsunuz diye. Yok, öyle birşey olsa biz sana söylemez miyiz demişler ama inandıramamışlar. Yatmış, iki saat sonra kalbi tutmuş.

İyi gözükmeye çalışıp "Anneannem" dedim, "anneme birşey olmuş olsa ben böyle durabilir miyim" dedim. Birkaç gün önce, anneme yemek yedirirlerken çektiğim bir fotoğrafı vardı, onu gösterdim, "bak yemek de yiyor artık" diye. Gülümsedi, ağladı ama gülümsedi anneannem. Bana inandı, onu kandırmadığıma, anneme birşey olmadığına inandı. Kandırmıyordum da aslında, hala yaşıyordu annem. Başka hiçbir şey yolunda değildi, iyi de gitmiyordu ama en azından yaşıyordu. Uyanıktı, kendindeydi, yaşıyordu.


7 Mart 2016
Tabii ki anneme söylemedim anneannemi. Sadece onun bi fotoğrafını da anneme gösterdim, bak Volkan çekmiş de göndermiş diye. Annem de onu görünce ağladı.
Benim yanındayken kendisini özlediğim gibi, annem de yanında olamasa da annesini özlüyordu işte. Benim annemin varlığına ihtiyacım olduğunca, annemin de anneannemin varlığına ihtiyacı vardı. Ve o ihtiyacın yerini hiçbir şey dolduramıyordu, dolduramazdı biliyordum artık.


9 Mart 2016
Geçen ay, bronkoskopiden üç gün sonra ciğerler tekrar kapanınca, sürekli yeniden bronkoskopi yapmamız mümkün değil ve zarar da verir demişlerdi.
Ama şu an hali hazırda bir tüple ciğerlerine ulaşılabilir durumda olduğu için bronkoskopiyi tekrarlamak istediler. Bugün telefonla arayıp anlattı Ayfer Hanım. Eğer hemen onay verebilirsek yarını beklemeden bugünden yapmak istediklerini, ne kadar çabuk olursa o kadar iyi olacağını söyledi. Olur dedim telefonda. Bugün yapsınlardı, ben gelince imzalardım onam formunu, sorun yoktu.

Yaptılar. Belki bir alanı açabiliriz ve solunumu odaya (hatta belki eve) çıkabileceği bir cihaza bağlanabilecek kadar rahatlatabiliriz diye düşünmüşlerdi. Olmadı.

Boğaç Bey dedi ki "Sol akciğerin kapalı olacağını ve bizim açmamız gerektiğini düşünürken açık bir akciğerle karşılaştık. Açık, içeri hava giriyor.. Ama aynen çıkıyor! Vücudun oksijen ihtiyacını sağlayan, nefes alıp verme arasında havadaki oksijenin vücuda aktarımını sağlayan bronş duvarları tamamen tümörle kaplanmış"
Açık ama bir işe yaramayan bir sol akciğer var orda..

Sağ taraf şimdilik açık ve yarım da olsa işlevini yerine getirebiliyor.. Ama şimdilik.. Kısa süre sonra o da kapanacak tümüyle..

Peki ne olacak dedim.. Nasıl ilerleyecek? 
"Verdiğimiz oksijen desteğini artıracağız.. Olabildiği noktaya kadar.. Ama bir noktada tümüyle kapanacak. Bu arada kanda karbondioksit oranı yükselecek, bu anksiyeteye, hırçınlığa sebep olacak.. Kendini kaybedecek bazen. Sakinleştiricileri artıracağız. Ağrılarını dindirmek için morfin yapmaya başlayacağız.
Sonra sona gelecek."

Canım çok acıyor anne! 


11 Mart 2016
Bronkoskopiden beri bir parçacık daha iyi gibi düşünmek istiyorum içten içe, ama tabii yanılıyorum. Daha iyi değil. Aynı da değil. Kötüleşiyor günden güne. Morfin vermeye başlamışlar bugün.

Bugün okuldan geldiler, fakülteden. Hasan Abi gelecekti, Sinan Abi'yle İzver Abla da gelmişler. Tek tek aldık içeriye. Aslında yoğun bakımda bu kadar ziyaretçinin izni yok. Ama benim zihnimin bana annemi iyi göstermek istemesine rağmen, ben de doktorlar da biliyoruz ki artık bir dönüşü yok bunun ve arkadaşlarını görmek onu birazcık bile iyi hissettirecekse izin vermekte sakınca görmüyorlar.

Üçü de "bak, iyisin Nurten, düzel de okula gel artık" dediler ona, ama dışarıda gözlerine bakınca öyle olmadığını anlıyordum ben işte.


12 Mart 2016
Haftasonu geldi yine.
-Bunun annemin son haftasonu olduğunun farkında olamadan geçen bir haftasonu-

Hastaneye gittiğimde beni odaya almadan önce doktoru konuşmak istemiş. Boğaç Bey'le konuştuk. Uyutmuşlar yeniden. Karbondioksit değerleri yine yükselmiş, sinir sistemi hırpalanıyormuş artık, "uyutmamız gerekti" dedi.

Ben gittiğimde babam içerdeydi. Ben girince o çıktı. Geliyorum dedim.
İçeri girdim, yanına. Yüzüne baktım. Elini tuttum. Beni duyarsa diye ağlayamadım; gözümden süzülen yaşlara hakim olamasam da sesimi çıkaramadım. Öptüm yanaklarını, ellerini. Sadece "anne" dedim, "n'olur bir kez daha bak bana, n'olur burda bitmesin, n'olur seni sevdiğimi söyleyebileyim yeniden".

Hastaneden çıkarken babamla hiç konuşmadık. Konuşamadık. Birbirimize bile bakamadık. İkimiz de aslında bildiğimiz şeyi birbirimize farkettirmemek için birbirimizden uzak durduk. En kısa yoldan ayrıldık. Ben ağladım yanından ayrılınca. Sokakta, başka insanların yanında ağlayamayan ben ağladım sessizce. Görmesem de biliyordum, babam da ağladı benim yanımdan ayrılınca. Eve gidince ya da. Annem gidiyordu işte ve biz hala hiçbir şey yapamıyorduk.


13 Mart 2016
Ömer'in doğumgünü bugün. Doğumgününde annemi öyle görmemek için gelmedi benimle. Akşam yemek yiyecektik Meral anneyle birlikte, ben hastaneden çıkıp gidecektim.

Gittim hastaneye. Uyuyordu biliyordum ama ben onu görürüm, o bana bakamasa da diye düşünüp gittim.
Uyandırmışlardı! Gözlerime baktı, seni seviyorum dedi. Ben de anne dedim. Öptüm, öptüğümü farkederken öptüm.

Yorgundu çok, yüzünden belliydi. Hiç olmadığı kadar belliydi. Sona geliyorduk artık. Kabul etmek istemesek de ordaydık artık.


14 Mart 2016
Üniversitedeydim bugün. Annemin odasında. Eşyalarını karıştırdım. Arkadaşlarını gördüm. Odasından almak istediğin birşey var mı dediler. Daha değil dedim, daha yaşıyor annem.

Serkan'la Tarık Abi'yle konuştum, "Cumartesi uyutmuşlardı, dün uyanıktı ama yeniden uyutabilirler, görmek istiyorsanız bugünlerde gelin" dedim. "Bugün gelelim" dediler. Hastanede buluştuk. Yanına çıktık. Tek tek içeri aldığımız için önce Serkan'la ben girdik, Tarık Abi dışarıda bekledi.

Uyutmuşlardı yeniden. Boğaç Bey odaya geldi. Değerleri çok düşmüş yine, uyutmuşlar. Tansiyonu bile 6/3'e kadar düşmüş. Karşısında durdum, söylediklerini dinlemeye çalıştım. Ama bir yerden sonra olmadı, dinlemeyi beceremedim. Bir cümle öncesinde demişti ki, "artık bu akşam, yarın". Sonrasını duymadım. "Bu akşam, yarın". Ordaydık işte. Sonda. İki gün önce demiştim ki, bir kez daha bana baktığını göreyim, onu sevdiğimi söylediğimi duysun. Öyle oldu. Bana bir kez daha baktı, bir kez daha elini tuttuğumu, öptüğümü farketti, onu sevdiğimi söylediğimi duydu. Sonra yeniden uyudu. Bu kez uyanmamacasına.

Boğaç Bey odadan çıktı. Serkan'a bakamadım. Anneme de bakamadım. Hangisine baksam orda ağlamaya başlayacaktım ve duramayacaktım biliyordum. Pencerenin önüne gidip dışarı baktım ben de. İki binanın arasından gözüken göğe, bulutlara. Sonra yatağın yanına döndüm, elini tuttum. Beni hissediyor mu, orda olduğumun farkında mı bilemeden öylece elini tuttum. Yüzüne baktım. Bütün o düşen değerleri gösteren ekrana baktım. Elindeki serum bağlantılarına baktım. Yine de Serkan'a bakamadım. Orda, o odanın içinde beni anlayan, benimle birlikte üzülen birinin gözlerine bakamadım. Gözümden yaş akmasına engel olmaya çalıştım, olmadı. Farkettirmemeye çalıştım. "Kahve" dedi Serkan, "Biraz sonra" dedim. Odadan çıktı. Ben kaldım. Annemin eli elimde, kaldım. Beni duymadığını bile bile konuştum, belki hissediyordur diye umarak.

Biraz sonra ben de çıktım. Orda kalmaya, beklemeye, neyi beklediğimi bilerek öylece beklemeye dayanamadım. Dayanamayacaktım da, "hastaneden çıkalım" dedim. Çıktık, karşıya geçtik. Güğüm'de oturduk, annemi tanıyan insanlarla, Haşmet Abi'yle, Tarık Abi'yle, Serkan'la, tanımasalar da Devrim ve Emel'le.. Orda öyle, elimde rakı kadehiyle, önüme bakarak oturdum. Sustum sadece, konuşamadım. İçimden bağırdım ama ne ağlayabildim, ne sesim çıktı o akşam. Sonra bir an, bahçede, birden çözüldüm, ağlamaya başladım. Susturmaya çalışmadılar, sadece sarıldılar. Sakinleştim.

Sonra gecenin devamında, Serkan'la Devrim'le birlikteyken telefonum çaldı, hastaneden arıyorlardı. 23:31'di. Kalbi durmuş 23:10'da, CPR'la tekrar canlandırmışlar. Ama yeniden durmuş. Bitmiş, sonmuş o.
23:31. Artık atmıyordu annemin kalbi. Annem yoktu. Gitmişti.


14 Mart 2016 gecesi
Hastaneye gittim, Ömer'i de alıp. Önce yanına sokmadılar, hazırlıyorlar, kabloları, vs topluyorlar dediler. Bekledim. Yanına girdiğimde öylece yatıyordu yatakta. Soğuk, gözleri kapalı ama uyumuyor aslında, aslında yoktu. Elini tutamadım, sarmışlardı vücudunu. Sadece yüzüne baktım, eline uzandım o kefenin üstünden. Ağladım.

Babam geldi, dayımlar geldi, Volkan, Hakan. Bengü, Yelda. Anneanneme ne diyeceğiz dedim. Hakan ısrar etmiş, getirmişler ben hastaneden çıktıktan sonra. Görmüş annemi son saatlerinde. Anlamış.

O odadan çıkarken durdum. Gözlerimi sildim. Ağlamayı bıraktım. İnsanın üstüne böyle anlarda bi katılık çöküyormuş, taşlaştım orda. İnsanların yanında ağlayamama halim ilk defa işe yaradı.

Yapılması gerekenler vardı ve benim yapmam gerekliydi onları. Annemin ölüm belgesini aldım başhekimlikten. Ayakta zor dursam da ağlamadım.

Haşmet Abi, Serkan, Devrim gelmişler arkamdan. Onları gördüm, sarıldım. Ağlamadım.

Anneanneme benim söylemem lazımdı. Benden duyması lazımdı, beni görmesi lazımdı ki kalbi dayansın buna. Kızını kaybettiği için kalbi yenik düşmesin, ben de hem annemi, hem anneannemi aynı anda yitirmeyeyim. Arabaya bindik, sustum, ağlamadım.

Dayımlara gittik, anneanneme sarıldım. Anneannem "Benim sıramdı" diye ağlarken, ben içime döktüm yaşları. O gece anneannemin karşısında ağlamadan durdum, durabildim.

Ama orda kalamadım. Eve gitmek istedim. Koltuğa uzandım. Üstüme çöken ağırlığa yenildim. Ağlamadan durabilme katılığını orda kaybettim, kısacık uykumdan ağlayarak uyandım. Sonra yeniden uyumadım da zaten.

Annem yoktu ve ben bu dünyada yalnızdım!

09 March 2016

...

Eziyet çekmesindense, o eziyeti yaşamadan göğe uçmasını dilemek çok mu duygusuzca?