31 December 2015

2016'ya doğru..

2016 için kendime cümleler.. yazınca daha çok içime işler gibi geliyor..

1. Do one thing at a time
2. Do it slowly and deliberately
3. Do it completely
4. Do less
5. Put space between things
6. Develop rituals
7. Designate time for certain things
8. Devote time to sitting
9. Smile and serve others
10. Make cleaning and cooking become meditation
11. Think about what is necessary
12. Live simply

En çok "LIVE SIMPLY"!

11 December 2015

İnsan yeni biriyle pek çok şeyi başlatabilir!

"Sufle"den

Önüne bak!

Önüne bak Pınar!

Sadece önüne bak.
Hissettiklerine nasıl yaklaştığını hatırla
ama kendini geçmişe ya da elinde olmayan bugününe kilitleyip, hapsetme!
Önüne bak!
Hafifle!
Sakinleş!
Durul!

Sonra.. zamanı gelince yeniden başlayabileceğini hatırla, bil ve kendine acımaktan vazgeç!

Hepsi, her şey senin seçimin..
Sadece, kendine acımaktan ve canının yanmasına izin vermekten vazgeç!
Onu seçme artık!

09 December 2015

Hiç anlamamıştım Ahmet'in hayata neden bu kadar öfkeli olduğunu!

İnsanlardan!
Değer veridiğin ama sana değer vermeyen, yanında olmasını beklerken yanında olmayan, senin varlığına, toleransına hep alışmış oldukları için kırgınlığını / kızgınlığını farkettirince neden bu kadar tepki gösterdiğini anlamayan - anlayamayan insanlardan!

Hafiflik!

Bütün gün sokak sokak yürüyüp, arada yoruldukça bir yerlerde oturup kahve ya da şarap eşliğinde kitap okumak..
Ne büyük mutluluk, hem de ihtiyaçmış.
Hatırladım!

10 October 2015

10 Ekim 2015! anKARA!

Aklımızı, ruhumuzu, insanlığımızı kaybettik artık! 

Öyle boşu boşuna yaşıyoruz hepimiz. Ölenlerin ardından içimiz acıyarak "barış" diyoruz hala belki ama hepimiz parçasıyız bunun.. 

Ben yapmadım, onlar yaptı diyerek, devleti kınayıp teröre lanet okuyarak kendimizi soyutlayamayız yaşananlardan. İstesek de istemesek de, kabul etsek de karşı çıksak da bu ülkede yaşanan şiddetten, ayrımcılıktan, barış karşıtlığından, acımasızlıktan, öldürme, yoketme hırsından sorumluyuz! 

O veya onlar değil, hepimiz!

19 September 2015

Barra :(

Barra :(
söyleyecek söz yok arkandan. kelimeler düğüm boğazımda.
ben bu kadar dağılmışken düşünemiyorum daha ötesini..

güzel uyu gittiğin yerde, biz de arkandan seni hatırlayalım "kara canavar" :(

10 September 2015

"Ortadoğu'ya hoş geldiniz. Şiddetin coğrafyasına."

Bu cümle işte..

Her harfiyle, anlamıyla, satır aralığında gizli ifadeleriyle, tüm ağırlığıyla bizi tarif ediyor..
Biz kendimizi Avrupa ülkesi saymaya devam edelim batıdaki şehirlerde yaşayanlar olarak, ama bu ülke öyle sadece doğusuyla, güneydoğusuyla falan değil, tümüyle "Ortadoğu"ya dahil bir ülke. Bizler Ortadoğu'luyuz..

Ortadoğu'ya bakıp küçümsediğimiz şeylerin; küçük hesapların, kadınların hor görülmesinin, kullanılmasının, tecavüze, şiddete uğramasının ama yine de sesini çıkaramamasının (çünkü hep haksız olmasının), güç sahiplerinin zengin, zenginlerin güç sahibi olmasının, o gücü orta sınıfı (ki orta sınıf falan yok yoksul halkı) ezmek için kullanmalarının, emniyetin, yargının, güvenliğin, doğruluğun sadece ve sadece güçlüyü korumasının, güçsüzün fikrini dahi paylaşamamasının, hep hor görülmesinin, hep hırpalanmasının, hep yaralanmasının, öldürülmesinin aslında geçerli olduğu ama üstüne bütün bunları saklamak ister gibi bir "demokrasi" örtüsü örtüldüğü bir bakış açısıyla yaşıyoruz en batılı halimizle bile..

Ben, sen, çevremizdeki tanıdığımız insanlar, komşularımız, akrabalarımız, arkadaşlarımız, ailelerimiz.. hepimiz demokratik, kardeşçe bir yaşam hayal ediyoruz.. demokratik bir ülke burası, basın özgürlüğü var, fikir özgürlüğü var, diye ahkam kesiyoruz. Ama kendimizinkinin karşısında ufacık bir farklı fikre tahammülümüz yok. Hiçbirimizin yok! En hafifinden karşımızdakine "gerizekalı" deyip çıkıyoruz işin içinden. En ağırı gerçekten ağır oluyor, tahayyül edilmesi bile ağır, kelimeleri bile zor..
Hep ama hep karşımızdakini suçluyoruz.. Hep hatayı karşımızdakinde arıyoruz.

Sonra da çıkıp demokrasi pelerinine sarınıp, "benim" fikrime özgürlük diye bağırıyoruz.. 

Bırakalım artık kendimizi gelişmiş, medeni, Avrupalı (!), ilerici, geleceği kurmaya çalışan, teknolojik, özgürlükçü, demokratik saymayı. 

Biz bu cümleyi zihnimize kazıyalım artık; 
"Ortadoğu'ya hoş geldiniz. Şiddetin coğrafyasına." *




* Cümle Cengiz Çandar'ın Radikal gazetesindeki 10 Eylül 2015 tarihli yazısından.. http://www.radikal.com.tr/yazarlar/cengiz_candar/turkiyenin_kristallnachti-1431344 

07 September 2015

HDP destekçisi değilim ama HDP'nin bugünkü basın açıklamasını paylaşmak istedim..
Bence artık kin gütmenin, intikam peşinde koşmanın, güçlendikçe "karşıt" gördüğümüzü yok etmeye çalışmanın, hep "bizim taraf" hakim olsun düşüncelerinin sonunu getirmemiz gerek.. "Fikrine katılmıyorum" diye bir cümle kullanmayı unuttuk ve illa ki katılmadığımız fikrin yanlışlığını kanıtlamak ister hale geldik yazık ki! Ama onlar ve biz ayrımlarıyla (onlar ve biz tanımlarıyla kimlerin kastedildiği önemli değil) yaşadıkça daha da derin bir çıkmaza gireceğiz, daha da güçlenecek düşmanlıklar. Birlik olma duygumuzu zaten kaybetmiştik, insan olma duygumuzu da kaybedeceğiz.. Az kaldı!
O acı sondan önceki son çıkıştayız ve artık kin güden cümlelerle Madımak'ı yakanlardan, 6-7 Eylül 1955'te o dükkanları yağmalayanlardan, varlık vergisi diye insanları sürgüne gönderenlerden, terörü körükleyenlerden, destekleyenlerden, tırlarla İŞİD'e silah gönderenlerden, pek sevgili (!) cumhurbaşkanımızdan ve yalakalarından, şehit çocuğunu yanına oturtup maç kutlaması yapanlardan, Gezi'de bizi biber gazına boğan polisten, yakın tarihimizdeki darbeleri gerçekleştiren askeri yönetimlerden, işkencecilerden, Ermeni, Rum, Yahudi, Kürt, Laz, Alevi, Şii, Sünni, vs vs diye diğerini küçük gören, aşağılayan nefret dolu insanlardan hiç farkımız kalmıyor maalesef..

O yüzden, bir an için temizleyin ruhunuzu, beyninizi; etraftan gelen başkalarına ait fikirlerden, ve bir grubun içinden biri gibi değil, sadece "insan" olarak düşünün bir saniyecik.
Aşağıdaki basın açıklamasını, açıklamayı yapana değil, sadece yapılan açıklamaya bakarak, satır aralarında gizli imalar bulmaya çalışmadan, yazılana odaklanıp okuyun..
Burda söylenenlerden farklı bir gelecek isteyen var mı aramızda? Varsa diyecek birşey yok tabii ona artık. Ama yoksa parti, takım, taraf, köken kavgalarını bırakmak için bir şans tanısak kendimize.. Kendi küçük çevremizden başlasak da hala 400 milletvekili olsaydı bunlar olmazdı diyen zalim ve vicdansız bir adamın bizi yönetmesine izin vermesek.. Yıllar yıllar öncesinden hatırladığım, kimin hangi kökenden olduğunu bilmediğimiz (bilmemize gerek olmayan), hangi komşunun hangi dinden olduğunu sadece kutladıkları bayramlar dolayısıyla anladığımız günlere dönmek için birazcık umut yeşertsek içimizde.. BARIŞSAK; önce kendimizle, sonra ailemizle, arkadaşlarımızla, mahallemizle, ülkemizin tüm insanlarıyla...
Olmaz mı?



HDP basın açıklaması, 7 Eylül 2015:

Bu acıyı durdurmalıyız...
Türkiye hızla bir felakete sürükleniyor. Yangın alev alev büyüyor. Her geçen saat, her geçen gün toplumda kapanması zor yaraların açılmasına, büyük bir kutuplaşma ve ayrışma yaşanmasına hepimizi yaklaştırıyor.

Her gün, her saat, hangi üniformayı taşırsa taşısın gençlerimiz, siviller ve çocuklarımız bu toprakların değerleri, canları, bu ülkenin geleceği ölüyor. 6 Eylül’de Dağlıca’da, Cizre ve Sur’da yitirdiğimiz tüm canlara Allah’tan rahmet, ailelerine ve halklarımıza başsağlığı, yakınlarına sabırlar diliyoruz.

Bu acıyı daha büyük felaketlere sürüklenmeden durdurmalıyız. Hala ‘400 vekil alınsaydı böyle olmazdı’ sözlerini sarf edebilen bir yaklaşımla; Cizre’yi ablukaya alan, vekillerimize ateş açan bir anlayışla bu ülkenin yönetilmesi ve şu anda gittikçe derinleşen sorunların çözülmesi mümkün değildir.

Bir kez daha ve acil çağrı yapıyoruz. Eller tetikten derhal çekilmeli, silahlar susturulmalıdır. Karşılıklı çatışmasızlık hali sağlanmalı, operasyonlar durdurulmalı, diyalog ve müzakere ile sorunların çözümü doğrultusunda adımlar atılmaya başlanmalıdır. Konuşarak, müzakere ederek çözemeyeceğimiz hiçbir konumuz yoktur ve olmamalıdır. Meclis derhal olağanüstü toplantıya çağrılmalı, demokratik siyaset yoluyla sorunlara çare aranmalıdır.

Kin ve nefret kusmak yerine, bu felaket sarmalından çıkışın yollarını hep birlikte bulmak zorundayız. Halkın yoksul çocuklarına sadece ölümü reva gören, annelerin barış düşüne kan sıçratan savaş politikalarına teslim olamayız. Kaybedilecek zamanımız kalmamıştır. Bu yaşananlar bir oyun değildir, geri dönülemez bir noktaya gelmeden durdurulmalıdır.

Koşullar ne kadar zor olursa olsun barışta, eşitlikte ve kardeşlikte ısrar etmek dışında her yol acılarımızı derinleştirecektir. Hepimizin başı sağ olsun...

HDP Merkez Yürütme Kurulu
7 Eylül 2015

05 September 2015

arada.. ARAFta!

tuhaf bi dönemeçteyim sanki hayatımda.. 
aynı anda hem gitmek hem kalmak ister gibi
hem varolmak hem yok olmak ayrımında... 
hem coşku hem hüzün var içimde.. 
aynı anda ağlar ve gülerken, 
hem söyleyip hem susarken, 
bakıp bir yandan da görmezken, 
burda durup aynı anda görünmezken, 
duyduklarım aslında hiç söylenmemiş, söylediklerim de duyulmazken,
içimde kocaman bir ateş ve deli bir sel ile yaşarken, 
ben hem varım hem yokum aslında
ARAFta!

:)

"yağmurun yedi yüzü"ydü adı..
hatırladım!

04 September 2015

Sessizce geldik buraya, dünyanın sonundayız!

Minik bir beden vurdu kıyıya.
Umutları (ailesiyle birlikte içinden kaçıp geldiği savaşta ne kadar umudu kaldıysa artık hayata dair), hayalleri, geleceği, kocaman yüreğiyle birlikte nefesini tüketmiş, daha önünde çoookk uzun olduğunu varsaydığımız o yaşamın sonuna gelmiş, kıyıya vurmuş minik bir beden...

Minik elleri, minicik ayaklarıyla yüzüstü yatıyor suyun kıyısında..
Can acıtan, insanın içini burkan, hayata, inanca, barışa, dünyaya, insanlığa, geleceğe, inandığım, güvendiğim herşeye ama herşeye inancımı tüketen bir görüntü..
Gitmiyor gözümden, içimden..
Gitmesin de zaten! Gitmesin gözümden ki unutmayayım, unutmayalım!


18 August 2015

17 Ağustos 1999.

İstanbul'da değildik, bir tatil sabahıydı benim için Edirne'de, Enez'de ve nasıl bir sabaha, nasıl bir dünyaya uyandığımı bilmeden uyandım o sabah!

Sonra öğrendim. Geceyi, 03:02'yi, 45 saniyelik sarsıntıyı, çöken binaları, göçükleri, ölenleri, yıkıntılar altında kalan insanları... Benim yakınlarıma birşey olmamıştı belki ama dünya değişti o gün. Bir kız vardı tatilde, orda tanıştığım. Adapazarı'ndan.. Telefonla öğrendi bütün ailesini kaybettiğini, hayatta artık yapayalnız kaldığını... Oradaydım, gördüm çöktüğünü, bir salise içinde ruhunun çekildiğini... Çığlıklarını bugün bile hatırlıyorum. Benim hissettiğim yıkım hissi onunkinin yanında sadece bir toz zerresiydi. Binlerce insan öldü orda, binlercesi yaralandı, travmalar atlattı. Binlercesi ailesini, arkadaşlarını kaybetti. Yokoldu!

Bugün, "unutmadık" diyoruz ya hep beraber, unuttuk aslında! Çoktaaann unuttuk. Bir tanıdığın vefat tarihi gibi hatırlıyoruz o günü, her sene 17 Ağustos'ta "unutmadık" cümleleriyle.. Sonra, 18 Ağustos'tan, sonraki senenin 16 Ağustos'una kadar da çıkarıyoruz aklımızdan. Hiçbirimiz o günü hatırlamıyoruz. Hiçbirimiz senede bir gün söylenen unutmadık'lar dışında hiçbir şey yapmıyoruz. Ne kendimiz, ne başkaları için... Hala depreme karşı korunmasız evlerde oturuyoruz, hala tekrar böyle bir gün olduğunda ne yapacağımıza, ne yapmamız gerektiğine dair bir fikrimiz yok, hatta o gün gelmeden önce depremden korunmak için ne yapabileceğimizi, elimizden ne geleceğini, nerde, hangi dernekte hangi kurumda platformda nasıl bir işe yarayabileceğimizi bile araştırmış değiliz. 

Biz maalesef... sadece "unutmuyoruz"! 
O kadar! 

01 June 2015

bugün, ben, hayat..

gün.. 
güneş.. 
gök.. 
mavilik.. 
yeşil.. 
özlem.. 
rüzgar.. 
özgürlük.. 
umut.. 
hayat..