kararsızlık en kötüsü!!
ne istediğinden, hissettiğinin gerçekliğinden emin olamamak en kötüsü!..
sonu olmayan bir bocalama haline saplanıp kalmak..
böyle hissediyorum ama ya kırılmışlıksa bu hissi içime zerkeden, düşüncesinden kurtulamamak..
yüzünü geleceğe dönmek istemek ama geçmişin kalıntılarının seni o gelecekte huzurlu bırakmayacağı ihtimaline yenilmek..
bir karar verip sonra o kararın arkasında duramamaktan, pişmanlık yaşamak ihtimalinden korkmak..
bütün bunların biraraya gelmesiyle kocaman bir kararsızlık-belirsizlik-emin olamamak ve en nihayetinde hayata karşı bir kayıtsızlık haline saplanıp kalmak.. ...
artık "it's not about understanding, it's about "not" giving up"a da tutunamıyorum.. içimde birşeyler gittikçe daha çok kırılıyor çünkü..
ne hissetmeliyim bütün bu yaşadıklarımın ardından??
15 July 2006
sarkaç
insan kalbinde bir sarkaç var sanki.. kalp kırıklıklarının ardından farkedilir hale gelen, aslında görünmez bir sarkaç.. gönlü ordan oraya savuran, durulmaya, sükunete, ferahlamaya izin vermeyen bir sarkaç..... beklemek-gitmek , umudunu korumak-umutları yok etmek , huzur-tedirginlik , ferahlık-hüzün arasında salınıp duran, yarattığı çelişkilerle insanı nefes alamaz kılan bir sarkaç.. ruh tedirginliği bir anlamda.. mantığın işlemediği bir diyara özgü bir karmaşa..
07 July 2006
parçalandım.. ve her bir parçamı ayrı yere bıraktım..
insan bazen zaten bildiği birşeyleri farkeder.. tüm acıtıcılığıyla su yüzüne çıkar gördüğü ama görmek istemedikleri..
kişi suyun dibinde kalan şeylerin gerçekten varolmadıklarını varsayar ki o varsayışa da inanır gerçekten.. dilediğini kabul eder, dilediğini görmezden gelir ama o görmezden geldikleri gün gelir dikilir karşısına kocaman bir duvar gibi, etrafını tümüyle saran, kendisine kabulden başka geçit bırakmayan....
kabullenmek!! o en zoru.. onca zaman diliminde karşı durmuşsun kabullenmeye, reddetmişsin, hayır böyle değil, demişsin ve an gelip tüm reddiyelerin geçerliliğini yitirmiş.. biri -gerçekten sözlerine inandığın, düşüncesine, sezgisine güvendiğin, emin olmadığı şeylere yorum yapmayan biri- , bir ekran ardından -belki de en kolayı karşına geçip söylemek değil de ekran karşısında yazmak olabildiği için- "vazgeç!!" demiş sana..
tek sözcükle tüm hayallerin dağılmış, saçılmış ayrı ayrı yerlere.. geleceğe ait güzel bir beklenti kalmamış, hayalkırıklığı cam kırıkları gibi dolup içine kanatmış seni.. derin bir yara açmış -belki de asla kapanmayıp, hep izini bırakacak yaşamında.... ve sen şimdi bir bebek tecrübesizliğiyle o yarayla yaşamayı öğreneceksin.. üstelik aynı bebeğin saflığına sahip olmadığın ve hayatın sızısını, içindeki herşeyin kırık döküklüğünü bildiğin halde, o hayata güvenmeye çalışacaksın, kırılmışlıklarını sandık diplerine saklayıp..
dün gece görmezden geldiklerimle yüzleşme günümdü!..
bugün yine reddetmeye çalışır mıyım sorusuna yanıt bulma günüm!!.. .
yarın....
o kocaman bir soru işareti zihnimde, gönlümde; cevapsız.......
********
şimdi.. Candan Erçetin sesinin hissettiklerimi anlatması zamanım!!
Önce savruldum yok oldum
kişi suyun dibinde kalan şeylerin gerçekten varolmadıklarını varsayar ki o varsayışa da inanır gerçekten.. dilediğini kabul eder, dilediğini görmezden gelir ama o görmezden geldikleri gün gelir dikilir karşısına kocaman bir duvar gibi, etrafını tümüyle saran, kendisine kabulden başka geçit bırakmayan....
kabullenmek!! o en zoru.. onca zaman diliminde karşı durmuşsun kabullenmeye, reddetmişsin, hayır böyle değil, demişsin ve an gelip tüm reddiyelerin geçerliliğini yitirmiş.. biri -gerçekten sözlerine inandığın, düşüncesine, sezgisine güvendiğin, emin olmadığı şeylere yorum yapmayan biri- , bir ekran ardından -belki de en kolayı karşına geçip söylemek değil de ekran karşısında yazmak olabildiği için- "vazgeç!!" demiş sana..
tek sözcükle tüm hayallerin dağılmış, saçılmış ayrı ayrı yerlere.. geleceğe ait güzel bir beklenti kalmamış, hayalkırıklığı cam kırıkları gibi dolup içine kanatmış seni.. derin bir yara açmış -belki de asla kapanmayıp, hep izini bırakacak yaşamında.... ve sen şimdi bir bebek tecrübesizliğiyle o yarayla yaşamayı öğreneceksin.. üstelik aynı bebeğin saflığına sahip olmadığın ve hayatın sızısını, içindeki herşeyin kırık döküklüğünü bildiğin halde, o hayata güvenmeye çalışacaksın, kırılmışlıklarını sandık diplerine saklayıp..
dün gece görmezden geldiklerimle yüzleşme günümdü!..
bugün yine reddetmeye çalışır mıyım sorusuna yanıt bulma günüm!!.. .
yarın....
o kocaman bir soru işareti zihnimde, gönlümde; cevapsız.......
********
şimdi.. Candan Erçetin sesinin hissettiklerimi anlatması zamanım!!
Önce savruldum yok oldum
Sonra dinlendim duruldum
Ve her giden parçam
Yerine yenisini doğurdum
Daha güçlü daha sakin
Daha mutlu daha suskun
Daha olgun daha kırgın
Daha yalnız daha yorgun
Parçalandım
Ve her bir parçamı ayrı yere bıraktım ................
03 July 2006
Azul Génova

görür görmez "işte beni anlatıyor" diyerek vurulduğum, beni büyüleyen, düşünceme-ruhuma-kalbime işleyen bir resim bu.. Azul Génova!..
dolunay... deniz feneri... dalgalı, fırtınalı deniz... puslu, gri gökyüzü... kalyon... kırmızı upuzun saçları olan, gözleri hüzne bürünmüş, uzaklara dalıp gitmiş, beyazlar içinde bir kız...
......
hepsi öylesine birbirini tamamlıyor ve öylesine büyük bir açıklıkla beni ve hissettiklerimi ifade ediyor ki!.. sıradan, alelade, anlamsızca bir tesadüf olamaz bu, diyor insan ister istemez.. kocaman -asıl resmini ancak tahmin edebileceğim, hatta ve hatta sadece sezebileceğim- bir puzzle'ın küçük, binlerce parçasından biri olmalı, bu tesadüf dediğim..
ve bu resimle karşılaşma zamanım.... içinden çıkamadığım bir 'düşünmek-düşündükçe çözememek-çözümsüzlüğe saplanmak' halimi bastırmak için bir puzzle ararken gördüm... gördüm ve bakakaldım.. başka hiçbir şey düşünemeden, hiçbir şeyi umursamadan.... bir kitapçıda, raftaki puzzle'ların arasında karşılaştığım kendimdim ve o an dünyayı durdurdum zihnimde..
Subscribe to:
Posts (Atom)