26 December 2008

Aşk bir sızma halidir...

"Bir gün evi düzenlerken fark ettim. Bir de baktım ki, benden çok Yaman'ın eşyaları var...Küçük küçük poşetlerle sızmıştı. Aşk bir sızma halidir... Yaman o kadar temiz bir adamdı ki ona kızamazdınız. Bir o kadar da yiğitti. Ben derdim ki; bu adam ne zaman yorulacak! Meğer acelesi varmış...Herşeyi o kadar yoğun, hızlı ve coşkulu yaşıyor ve yaşatıyordu ki büyüleyici bir şeydi bu. Ben köşeleri çok olan bir insandım. Yaman beni eğitti... Aşk kendinden vazgeçme halidir, kendi benliğini ezmeden 'biz' olabilme halidir...İnsan egosu denetlenmesi en güç şeydir. Bunu ancak aşk becerebilir, sadece aşk ile üstünden atlayabilirsiniz...Biz birbirimize karşı çok saygılıydık... Eee bazen de sıkılırdık, hele üç beş aydır bir aradaysak birbirimizin gözüne bakardık, önce kim gidecek diye, böyle nefes molaları da verirdik...Döndüğümüzde yepyeni bir enerji ve hasret bekliyor olurdu bizi... Aşk bazen de bir kıyamama halidir... Şunu çok açık yüreklilikle söyleyebilirim, o benden daha iyi bir insandı...O kadar bebek, o kadar adam, o kadar temiz, onun kadar beklentisiz, onun kadar temiz yaşamayı öğrenmeye çalıştım. Buradan bir öğretmen öğrenci ilişkisi anlaşılmasın...O, o kadar ahlaklı ve temizdi ki, yaşam biçimi ve duruşu karşısında başka türlü olamazdınız. Onun yanında kirli kalamazdınız. Böyle bir şölen gibi, bir lunapark gibi sevdalık yaşayınca bu görkemi taşımayan her şey bir çadır tiyatrosu gibi geliyor insana...Bu ateşle yanma hali o kadar derinden, için için yanıyor ki, dönüp bir başka ölümlüyü yakmaya içi elvermiyor insanın...Yaman’la her günümüz sevgililer günüydü...Eşine bu kadar çok çiçek getiren bir adamı daha analar doğurmamıştır...Biz birçok defa sabah uyanıp birlikte gün doğumunu seyreder, ne bileyim çingene vapuruna binip sabah erken boğaz’ı turlardık.Bugün eksik olan ne? Bu topraklarda eksik aşk ve mutluluk kutsanmaz, ayrılık ve acı kutsanmıştır...Birlikteliklerdeki tutku kutsanmaz da, ayrılıklardaki tutku kutsanır hep...Yaralarıyla mutlu olmaya daha yatkın bir kültüre sahibiz biz...”
Metin : Meral Okay

06 December 2008

Biz size aşık olduk.. Bilmem ki ne dersiniz?




Hayatım tükenmez maceralardı
İçimde birçok istekler vardı
Hissedince sana vurulduğumu
Anladım ne kadar yorulduğumu
Meğer ben ne kadar boş şeylere ağlamışım
Ne manasız şeylere bel bağlamışım
Eski günler bana yaklaşmayın
Hayalden köpüklerle beni sarmayın
BİZ SİZE AŞIK OLDUK
BİLMEM Kİ NE DERSİNİZ
SANIRIM GÜLERSİNİZ
BU HALİMİZE
Daha pek doymamışken
Hayatın tadına
Gönül bağlanmaz oldu
Ne kıza ne kadına

(Mazhar Alanson)

14 November 2008

Yusufçuk Kanadındaki Peri Kızı'nın Pırıltıları Saçılsın Yaşamıma Yeni Yaşımda.. :)

27 bitti! Başlayan 28...
Koca bir değişim yılının sonunda yürüyorum şimdi adım adım. Çok şey dilemiştim 26. yaşımdan, çok şey karşıladı beni. İstemiştim ki ;
Sağlık olsun hayatımda, hafiflik olsun.. Ailem, arkadaşlarım hep yanımda olsun. Annemi, babamı farkında olmadan bile olsa üzmeden geçsin tüm zamanlarım.. Arkadaşlarım gerekse az olsun ama gerçek olsun, sahtelikten, maskelerden uzak olsun, aramızda güven olsun, pozitiflik olsun, pozitif olamayan, negatif halini de bana taşıyan, beni yoran uzak olsun, uzak kalsın hayatımdan. Hem zorluklar paylaşılsın, hem keyif hayatlarımızda.. Sonra AŞK olsun. Geçmiş artık sadece anı olarak saklansın yürekte ve yeni biri çıksın yoluma. Tanıyacağım, tanışacağım, anlatacağım, dinleyeceğim, paylaşacağım, gerçek, sağlam duran, her halime tanık, her haline tanık olmama izin veren biri olsun, onunla hem derin hem basit bi AŞK yaşansın.. İşimde mutluluk olsun; zorluk, yoğunluk olsa da en çok keyif olsun. Zaman iyi kullanılsın, Lola olsun, işe enerji karışsın, pişmanlıklardan uzak, önü aydınlık bir yolda yürünsün.. Yalnız yaşayacağım bi evim olsun; benim olsun, küçük, sevimli, kahve kokulu olsun. Turuncu kanapesi, yağmur seyredilen penceresi olsun. Mavi uyanışlar, Azul Génova resminde gülümseyen bir yaşam olsun evin içinde.. Seyahat zamanları girsin günlerimin arasına, daha önce görmediğim bir yere gideyim yeni yaşımda da. İstanbul yürüyüşleri, Ada’da şarap keyfi, Kaş mavisi yaşansın yine yeni yeniden.. Kendi seçimlerimle ilerlesin yolum; İspanyolca, puzzle’lar, tango (nuevo tabii ki) , Elif Şafak, İyi Seneler Londra, Yangın Duası, “ojaz”, gianicolo yazılarım, kartpostallarım, dec 31 zamanlarım, müdavim mekanlarım, lezzet, starbucks, şarap burukluğu, fesleğen lezzeti, “en başarılı tarif kendi yaptığındır” cümlesi, vs.. vs.. kenar süsleri olsun yaşamımın, çevrelesin beni ve seçimlerimi.. Yenilikler eklensin hayatıma; dalış mesela, fotoğraf çekmek mesela, paraşütle atlayıp yukarıdan seyretmek yerküreyi ya da “do something for..” gibi adımlarım olsun hayatta.. İstedim ki bütün bu belirli dileklerimin yanında aslında mutluluk olsun, içimde huzur biriksin, kendime güvenim sağlam olsun, yıkılmasın, karar anlarım çabuk olsun, tereddütler uzak olsun benden, “iyi ki” olsun seçimlerimi düşündüğümdeki ilk tepkim, yüzüm ileriye dönük olsun, değişim korkutmasın beni, yeni yol, yeni adımlar, yeni farkedişler keyif ve renk olsun yaşamıma, yusufçuk simgelesin hep içimdeki değişikliği, hayallerim olsun adımlar atıp gerçek olmaya yaklaştırdığım, turuncu enerjisiyle bakayım yaşama ve gökkuşağıyla karşılaşayım köşeyi dönüverince.. Demiştim ki Kaş’ta edindiğim ruh halim hep baki kalsın..


Kaldı!
Bütün bu dilediklerimin hepsi gerçek oldu. Farklı bir zaman sırasında belki ama hepsi oldu. Zor zamanları olsa da o yüzden artık geride bıraktığım senemin, en çok keyiflerini hatırlıyorum şimdi. Aslında hepsini ayrı ayrı ve hep birlikte bir yerlerine yerleştirdim yüreğimin.


Şimdi artık yeni adımlardayım.
1 yıl önce sadece hayalini kurabildiğim bir pencere açık önümde, birazdan kapıyı açıp yürümeye başlayacağım o yolu izliyorum pencereden göz ucuyla. Heyecan, mutluluk, huzur, keyif ve sükuneti hem içimde birbirine karıştıran hem de ayrı ayrı varlıklarını hissettiren tuhaf bir duygu yüklü yüreğimde. Hem bu anın keyfini çıkarmak için her şey yavaş çekimde yaşansın istiyorum hem de bir an önce ilerlesin zaman ve ben hemen, hiç vakit kaybetmeden yeni zamanlara uzanayım.

Yine yeni dileklerim var, değişen ve beni gülümseten yaşamdan. Şimdi diliyorum ki yeni yaşımdan ve yaşayacağım tüm yaşlarımdan ;

Geçen yılımın gerçekleşmiş ya da henüz gerçekleşmemiş tüm güzellikleri sürsün, zorlukları hatıramda yer etsin ve beni büyütsün.

Annemle, babamla, anneannemle daha uzun olamasa da daha dolu zamanlar yaşansın. Daha çok sohbet edip, daha çok an paylaşalım. Bendeki değerlerini onlara da hissettirebileyim –hissettirmekten öte söylemeliyim bile aslında.

Arkadaşlarım benimle kalsın. Çok konuşalım, çok şey anlatalım, çok şey dinleyelim birbirimizden, bazen sessiz bile olsa çok şey paylaşalım. Paylaştıklarım değerli olsun arkadaşlarımda. Zor anlar birlikte atlatılsın, mutlu zamanlar paylaşılıp çoğalsın içimizde.

Evim için içimde taşıdığım tatlı telaş ve heyecan varlığını korusun bende, tükenmesin. Tükenmesin ki, evime dair planlarımı gerçekleştirebilme fırsatları yaratayım her geçen günümde. Yenilikler ekleyeyim; zaten beni anlatan evim, biraz daha bana benzesin, ben olsun, benden olsun diye!
Sümbülüm açsın, kokusu dolsun odanın içine. Puzzle’larımı yerlerine asıp, yenilerini yapayım. What Dreams May Come afişimin yenisini alayım, beyaz boyalı kapıma asayım, rengi parlasın kapının üstünde. Limon sarısıyla renklensin mutfağım, raflarım. Duvar stickerları seçeyim hayatıma neşe katacak, laciverte yazılı gümüş rengi bir İyi Geceler / Tatlı Rüyalar yazısı uğurlasın beni her gece uyku ülkesine.
Kendime bir fincan kahve yapıp, penceremin önüne oturup, göğü, bazen yağmuru izlediğim, evimin içinde boş boş dolaştığım, mavi mavi uyanışlarla yeni günleri karşıladığım zamanları çoğaltayım gün geçtikçe. Ateş ve su renklerimin arasında mutluluk dolsun içime, aidiyet duygum büyüsün evime.

İşim zirvede sürsün. Buradaki keyif halim daim olsun. Güzel yürüsün her şey, iyi ilerlesin, yaptığım şeye baktığımda içime sinsin, “evet işte bunu biz yaptık” diyebileyim. Planlı, güvenli, sağlam olsun adımlarım ve önümdeki yol aydınlansın, aydınlık olsun. Sözcüklerin gerçekliği davranışlarda varlığını farkettirmeyi sürdürsün. “Sevdiğin öğretmenin dersine çalışmak” halim hep daim olsun. :)

Yolculuklar yaşamayı sürdüreyim. Gece otobüs penceresinden tabelaları ve yolu izleyeyim ya da bir başka seferde gökte bulutların arasında süzüleyim. En azından bir kez olsun, trenle Anadolu’da bir şehre gideyim, Haydarpaşa’dan trene binip.
Daha önce hiç gitmediğim yeni bir şehirde uyanayım bu yıl içinde bir gün. Sokaklarında yürüyeyim, kentin varlığını, benim ordaki varlığımı hissedeyim. Oraya air cümleler taşıyayım kendime.
Daha önce gitmiş olsam da yeniden gitmeyi istediğim yollara da uzanabileyim bu kez gerçekten. Assos limanında sahil boyunca yürüyüp, o kahvede adaçayı içeyim mis kokusunu içime çekerek. Ametist dükkanına girip yeni bir ametist alayım kendime, yüzüğüm gibi uğuruyla girsin hayatıma. Geceleri iskelelerden birinde uzanıp, yanımda bir şişe şarapla yıldızları izleyeyim karanlıktan. Küçük ışıklar yanarak kaybolsunlar sonsuzlukta, ben yüreğimdeki dileğimi yineleyeyim sessizce. Ağva’ya gidip, kumsal yürüyüşü yapayım bir kış sabahı ya da öğleden sonrasında. Güneşli bir gün olsun, bahçede yayılıp kitap okuyayım, göğe kaldırdığımda başımı mavilik neşelendirsin beni. Akşam olduğunda şömine başında alevleri izleyip, sıcak şarap keyfi yapayım ve kadeh kaldıralım. Karadeniz’e uzanayım, Amasra’ya, bir de kendi şehrime. Saatler boyu limanda öylece oturup Karadeniz’i izleyeyim, o tanıdıklığı keşfedeyim o sularda. Bozcaada’da yakuttan kadehimi kaldırayım, belki kendi kendime, belki onunla birlikte. Kaş mutlaka olsun yollarımdan en azından birinde. Mavi kent günlerim sarıp sarmalasın beni yine, keyif, coşku, güven katsın ruh halime. Kaledeki mucize yaşamımın parçası olsun, gözümün önünden kaybolmasın hiç o görüntü. Hep kalsın bende ve hep çağırsın beni kendisine Kaş. Antik tiyatro bu kez ilk gideceğim yerlerden biri olsun. O merdivenlerde oturup seyredeyim karşıda Meis’i ve mavi kentimin denizini. Dağın yamacından aşağı göğe süzüleyim sonra, mavi kentimi seyrederek uçmak halini hissedeyim iliklerimde bile. Derine dalayım bu kez, denemeden, sahiden :), öğrenmiş olarak. Bir gece mendirekte uzanıp taşlara, önüme ve üstüme serili o sonsuz karanlıkta küçük ışıkları seçmeye çalışayım.


Kendime ayırdığım zamanlarım olsun mutlaka. Her yaptığımla keyif karışsın anlarıma.
Dans edeyim gümüş renginde ve “yeni” olsun dansımın adı. Ritmim kaybolmasın, zihnimde yer etsin kendine. Bisiklete biner gibi, her dans edişimde hatırlayıvereyim unuttum zannettiğim o ritmi ve iç sesimi..
Melodiler taşınsın kulağıma şarkılardan, ruhuma yayılsın duyduklarım. Defalarca dinlesem de bıkmayayım.
Kitaplarım artsın evimde, kırmızı koltuğuma oturup, bir fincan kahveyle belki, okuyayım kitaplarımı. Elif Şafak yeni şeyler yazsın, Amin Maalouf ve Grangé da... Hemen alayım, hemen okuyayım özlediğim yazarlarımı. Arada sırada rafa uzanıp, bazı kitaplarımı yeniden okuyayım; hikayelerini hatırlayayım, bende kalan izlerini okuyayım sayfa kenarlarındaki notlardan. Yeni cümleler ekleyeyim sayfa kenarlarına. Yeni yazarlarla tanışayım; belki benim daha önceden bilmediğim, belki de sahiden yeni yazmaya başlayan. Bu yıl mutlaka kitap fuarına gideyim. Gidip bir koca haftasonu geçireyim fuarda, kitap kokusunda..
Filmler izleyeyim; sahneleri bende kalsın, replikleri bir not defterinde belki. Sevdiğim filmleri yeniden yeniden izleyeyim sanki ilk kez izler gibi. İyi Seneler Bolvadin de olsun izleyeceklerim arasında.
Ama filmden öte sahnede izleyeyim onun yaptıklarını, İnsanın Başına Gelen Şeyler sahnelensin, gidip onu izleyeyim mesela. Tiyatro sahnesinin hayatın kurgusunu bozamayan ve tam da bu yüzden çok gerçek bir alan olduğunu hatırlayayım ve yeniden başlayayım tiyatroya gitmeye..
Tanışıp sohbet edelim ojaz’la. Tanıdıklığımızı farkedelim gerçekten, uzun uzun anlatalım bir sürü şeyi ve hiç unutmayacağımız bir paylaşım olsun bu ikimizde de. Sürsün hayatlarımızın bir kenarında keyifle..
İspanyolca’yı hatırlatayım kendime ve yeniden başlayayım Cervantes günlerime. Videolar, kitaplar eşlik etsin bu kez derslere ve sonuna kadar sürdüreyim bu konudaki kararlılığımı..
Biriktirme halim bende kalsın hep; kartpostallarım çoğalsın, çoğalsın, hep çoğalsın..
Dec 31 geleneğim devam etsin. Kimileri bu kez ne alacaklarını merak edip beklerken, kimileri de şaşırsın bu yaptığıma..
Pazar sabahı yürüyüşlerine çıkayım güneşli günlerde. Gazete alıp döneyim, uzun Pazar kahvaltıları edeyim evimde, penceremin dibinde..
İstanbul yürüyüşlerimi sürdüreyim. Beykoz’a gideyim bir Pazar günü mesela, Ada’ya kaçayım daha sıklıkla, daha erken gidip Burgaz’a da uğrayayım bir defasında. Ve bir sefer en azından, bisikletle dolaşayım Ada sokaklarını. Sonra bir başka günde bir vapura binip bütün kıyılarını dolaşayım kentimin. Boğazın dinginliğinde şehrimi dinleyeyim..
Müdavim olma halim hep sürsün; İncir olsun hayatımda, Agapia olsun, Çinili Cafe olsun.. Starbucks zaten olsun, Kahve Dünyası eklensin. Beyoğlu müdavimliklerim artık Kadıköy’le kıyaslanmasa da, sürsün onlar da; Sefahat olsun zaten, Deep olsun, Balans olsun, Gizli Bahçe, Pano, Tezgah, Vera olsun. Sarhoşluklarım hep son zamanlardaki gibi keyifli yaşansın. Ertesi sabah uyanışlarımda gülümseyiş olsun..
Lezzet katayım hayatıma daha sıklıkla. Yemek yapayım, sadece denemek için bazen. Bazen de arkadaşlarıma, keyifli sofra sohbetlerine hazırlayayım mutfağımı ve evimi. Fesleğen koksun mutfağım, limon sarısı renginin arasında..
KK vakitlerimi çoğaltabileyim, brunchlar, geceler çoğalsın, hepsinde orda olabileyim. KK'nın hayatımdaki yeri, değeri hep yüreğimin bir yerinde korusun kendini ve orası için yapabileceğim hiçbir şeyi atlamayayım, es geçmeyeyim. Elimden birşeyler gelebildiğinde, orda bulunup, destek olabileyim..
“Do something for..”lar için gerçekten birşeyler yapayım. Işıksız biri için kitap okuyayım mesela, kelimelerim ışık olsun karanlığına. Yanında durduğum değerler, savunduğum şeyler için tepki göstereyim gerektiğinde, tepkilerimi anlatayım insanlara, paylaşayım, ifade edeyim. Arkasında olayım düşündüklerimin ve sadece destekçi olmaktan öte, gerçekten varolayım yapılanların içinde, elimden geldiğince..
Fikrim mühim olsun, düşünceleri yazayım, paylaşayım, çoğaltayım orada..
Müzik-şiir birlikteliği gibidir ya bende fotoğraf-yazı birlikteliği de; fotoğraflar olsun, sözcüklerimin kesiştiği, cümlelerimde anlattığım. “Gianicolo”da mesela, biriksinler ya da belki yeni bir ismi, yeni bir yüzü olsun fotoyazılarımın..
Deniz hep varlığı, anlamı, tanıdıklığıyla yanıbaşımda olsun. Su sesi kulaklarıma dolup, dinginlik biriktirsin içimde..
..


AŞK yaşamıma gülümseyişler eklesin, o tatlı telaş hali gözlerime yansısın, gözlerim parlasın. Adım adım ilerlesin, derinleşsin, sağlamlaşsın. Kısacık zamanda hissettiğim ve Londra kızıyla kaldırdığımız kadehlerde dilediğim "o yol" önümde uzansın.


Ve tabii ki yine, tüm dilediklerimin en en öncesinde kendim için diliyorum ki ;
Pın mutlu olsun, sebepsiz bi neşeyle dolsun hep. Kendime güvenim kaybolmasın, sağlam durabileyim hayatın karşısında –aslında karşısında da değil, tam ortasında. Uzun süreli tereddütlere izin vermeden hiç, yanıtın basit olduğunu hatırlayıp tereddüt anlarımda, “why not?” sorusuna verecek gerçek bir cevabım yoksa adım atmayı seçebileyim hep, korkmadan. Seçimlerim olsun hayatta, önyargılar yaratmadan "taraf tutayım". Benim için "fark eden" hiçbirşeyi es geçmeden yaşayayım günlerimi. Herşeyin ötesinde kendimi ıskalamayayım. Yaşamımda pişmanlıklara yer olmasın. "İyi ki.." diyeyim seçimlerimi düşündüğüm zamanlarda. Geriye gitmesin adımlarım, geçmiş yalnızca anı olarak kalsın “geçmişte”. İleriye dönük olsun yüzüm hep, aydınlık olsun.
Yaşamın içindeki değişim hiç peşimi bırakmasın, günün geceyi, yinin yangı, ateşin suyu, zorlukların mutlulukları tamamlaması hafızamda kendine yer etsin. Hayatın kurgusu içinde kapanan kapılar olsa da bileyim ki su yolunu mutlaka bulacak ve yenileri açılacak önümde. Değişim hayatımda korku sebebi değildi ya hiç, hep böyle kalsın. Değişim = Yenilik denklemi gülümseyişler eklesin yaşamıma. Umut hayatımın en derininde kendine yer etsin ve hiç kaybolmasın yerinden. Şansın yanıbaşımdaki varlığını hissedeyim içimde bir yerde. İsteklerimin peşinden gidecek cesaretim olsun hep. Hayal kurup, adımlar atayım hayallerime, hayal ettiklerimi gerçeğe taşımak için çaba göstermeyi de asla es geçmeyeyim.
Birşeyler sürpriz olsun bana hayatta. Beklenmedik zamanlarda, beklenmedik güzellikler çıksın karşıma, ya da çıkarılsın mesela. Neşeyle dolu, kahkahalar içinde geçsin zamanlarım, sebepsiz coşkular taşıyayım içimde, durduk yere gülümseyeyim. Heyecan duyarak farkedeyim ki, yaşıyor olmak en büyük hediyem; bu zihnimden bir an bile kaybolmasın. Yalınayak basayım yere, çimlere, toprağa. "Ayak bileklerime kadar ılık sularda yürüyeyim", yağmurda ıslanayım, sırılsıklam olayım hatta da. Yağmurdan sonra gelen toprak kokusunu duyayım derinden. Suya yakın olayım hep; altında, içinde, kıyısında ama hep suda, suyla... Gün ışığıyla aydınlansın tenim. Ruhuma uzansın gün ışığı, içimi aydınlatsın. Gökkuşağı çıksın karşıma beklenmedik anlarda ya da yıldızlarım olsun bir sürü, kaysınlar dilek dileyip göğe baktığımda. Renkli olsun tüm zamanlarım. Mavi yeşile karışsın, maviyeşil olsun hayatım, maviyeşille olsun. Turuncu tüm anlamları ve hissettirdikleriyle yaşamımdaki hakimiyetini sürdürsün yine de –turuncu, ben demek.

Yaşamıma enerji taşısın, hareket getirsin. Enerjim dışarı taşsın, koşup, atlayayım, zıplayayım, kanatlanayım, uçayım o enerjiyle. Pın = turuncu = anlar = yaşam = basit denklemi varlığı sürdürsün bende. Yalın olsun her şey, sade yaşansın, saflıkla sarılsın. Ferahlık dolsun ruhuma, hafifleyeyim. Ağırlaşmasın kalbim hiç. Kaş’ta edindiğim ruh halim hayatım boyunca hep baki kalsın. Keyifli ve keyifle kalayım her günümün her anında.





Işıltılı olsun birşeyler bende. Pırıltılar saçılsın yaşamıma, peri kızının sihirli değneğinin dokunuşundan yayılan... O kayan yıldızda dilediğim dileğimi “yusufçuk kanadındaki peri kızı” yaşamıma taşısın, kendi varlığının yanında.



Yazdıklarımı yanımda taşımak gerçekten uğurdu bana, yine hep yanımda olsun bu cümleler. Hayata suratım asıldıkça açıp okuyayım yazdıklarımı, yüksek sesle mümkünse. Tüm duyularım ve varlığımla bu cümleleri hissedeyim taa içimde. Hiç unutmayayım yazdıklarımı ve bir tekinden bile hiç vazgeçmeyeyim.

Yeni yaşım, bu dünyadaki yeni yılım kutlu olsun, mutlu olsun. :)

08 November 2008

mavi bir telaşa saklayıp kendimi, bir film izledim..

Issız ADAm..



Tanıdıktı hikaye!
Tesoro'yla Mucize'nin hikayesine dair anlar, anlamlar, kelimeler, adımlar, sebepler, sonlanışlar, vs.. vardı.
Çok uğraştım film boyunca, gözlerim ıslanmasın diye. Olmadı! Ağladım.
Ama canımı yakmadı ağlayan palyaçoyu hatırlamak, yaşlar hikayenin burukluğuna döküldü gözlerimden. Bi tarafımın hep o yaranın açılmışlığını taşıyacak olmasına döküldü.Sola Hizala Gördüm ki ben bu gece; yaşananlar bir yanımı buruk bırakmış olsa da, bi tarafım hep onun yarasını taşıyacak olsa da ben palyaçoyla barıştım artık. Gözyaşlarımla, palyaçonun içimde açtığı yarayla, bana yadigar bıraktığı buruklukla barıştım. O burukluğun hayat boyu hep derinde bi yerde benimle kalacak olması fikriyle barıştım.

Sonunda, canımı yakarak, kendimi acıtarak geçirdiğim üç yılın ardından palyaçolara yeniden gülümseyebiliyorum artık..

28 October 2008

...şAŞKın... :)

şaşkınlık ilginç bir ruh hali..
insana elini ayağını nereye koyacağını şaşırtan, söylediği cümleleri takip etmeyi, ciddi durulması gereken zamanlarda bile yüzüne yerleşen kocamaan gülümseyişi saklayabilmeyi namümkün kılan bi durum... tarifi yok.. kelimesiz, sözsüz, yalnız dışarıya taşan enerjisi, ifadesindeki an be an farklılaşabilen ama hep orda olan o şapşallık durumu var.. karmAŞıK biraz.. bi nasıl olduğunu, nerde olduğunu algılayamama hali.. yüksektesin, havada, pamuk pamuk bulutların üstünde.. ayakların yere basmıyor.. içinden taşan mutluluk sığmıyor bi yere.. n'olursa olsun, canını sıkan, keyfini kaçıran ne yaşanırsa yaşansın bi yanın mutlu kalmayı beceriyor işte..

bir tür "sihir" hali mi, ne? :)

14 October 2008

KK..

bi yer var mı yaşamınızda kendinizi oraya ait hissettiğiniz, hayatınızda, kalbinizde kocaman yerler tutan, hayatınıza sadece varlığıyla, sizin onun içindeki varlığınızla değer katan, geçmişe ve geleceğe bakışınızı değiştiren, sizi farklı yapan, öğreten, paylaşan, her ufacık parçasıyla, kişisiyle sizi "siz" yapan? ...

benim var! küçücük bi oda bi okul koridorunda..
çok zamandır gidemediğim ama varlığıyla, ordaki yaşamını sürdürüşüyle, yeni insanlarıyla, yaptığı ve yapmayı planladığı her şeyiyle benim hemen yanıbaşımda duran bir küçük oda..

bugün bi film izledim; bi etkinlik için hazırlanmış kısa bi tanıtım filmi.. o odaya uçuverdi ruhum kanatlanıp.. filmin en sonunda "ARAMIZA HOŞGELDİN!" yazısı belirdiğinde ekranda içimde birşey oldu.. orda, o filmi izleyenlere kapılarını açıp, aralarına kabul edenlerin arasında ben de vardım, görünmesem de..

özlediğimi hatırladım..

10 October 2008

mavi kent.. ve ardından sihir zamanı :)


berraklığı yüzeye çıkaran bir yer orası.. mavilere yeşillere bürünmüş bir masal kenti.. oraya yaklaşan yollarda sihirli bir değnekle masal dünyasına sızıveriyor insan ve kendi şehrine doğru geri dönüş yoluna çıkana dek o masalda yaşıyor günleri..
masal ; peri masalı!
içinde çok şey var..
önce; sen küçüksün masalın ve masal dünyasının içinde.. miniciksin, ama çok şeye gücü yetebilen, yüreği kocaman bir küçüksün.. yüreğinin karanlıkları dağılıyor Kaş sınırlarında, kalp büyüyor, cesaret artıyor, algı kapıları ardına dek açılıyor..
orda sadece yaşıyorsun; yaşadığını farkederek, taa içinde hissederek, göğe bakıp gülümseyip, derin derin nefes alıp vererek.. sokakları adımlayıp, burası nereye çıkar diye bildiğin bilmediğin bütün aralıklardan geçip, başka bir aralıktan bildiğin alanlara çıkıyorsun.. günün gecenin herhangi bir anında mavi kentin herhangi bir noktasında olabilme özgürlüğü ve güvenindesin.. orası tanıdık sana.. seni sarmalayan, aidiyet hissettiren o sokaklarda ruhun hafifliyor.. yediğin her şeyin tadı kalıyor damağında, içtiğin her yudum tortusunu bırakıyor boğazında.. sohbet ediyorsun tanıdığın tanımadığın herkesle, bir yaşlı amca kekik satmak istiyor sana.. melodiler akıyor her yerden.. danseder gibi adımlar atıyorsun yürüyüşlerinde ve zaten dans ediyorsun da tüm ruhunla.. sonra, yüzüyorsun mesela, denizdeki tuzu teninde, genzinde hissederek, su teninden içeriye sızıyor, temizliyor, tazeliyor, yeniliyor bedenini ve ruhunu.. dalıyorsun mavilerin derinine doğru.. yukarı çıkıyorsun bir eski zaman kalesine, ordan baktığında mucize gibi seriliyor önüne deniz, dağlar, tepeler, tekneler, ağaçlar, .. bulutlar pamuk pamuk, içinden o çocuk oyununu oynamak geliyor ; bak bu bulut balığa benziyor, bak bak orda da kocaman bi dev oluştu şimdi, diye.. karelere sığdırıp saklamak oluyor hep içindeki arzu, ışıkla oynayıp başka başka karelerden hatırlamak için sonra bu, aslında hafızandan hiç silinmeyecek masalı.. şekiller değişiyor rüzgarla birlikte, sen dalgalardan geçen bir teknenin en ucunda durup saçlarını rüzgara bırakarak önünde uzanan denizi ve göğü seyre dalıyorsun.. içine ferahlık doluyor..
hep sudasın ya zaten; suyun yakınında, yanında, içinde, altında, üstünde...suylasın hep, su gibi oluyorsun işte sen de o zaman, berrak ve derin.. içinde birikmiyor hiç bir kirlilik, hep temizliyorsun kendini ve bir yandan hayat seni..

yine de biriktirdiklerin, biriktirmeyi seçtiklerinle sensin ya, bir yelkenlinin direğine tırmanıp, ordan yüksek sesle bağırmak geçse de içinden, mendirekte taşların üzerine yatıp göğü izlerken kayan yıldızda içinden geçen dileği, saklıyorsun kendinde; belki bir tek bakışlarından yansımasına engel olamayarak -ve belki de hatta engel olmayı da istemeyerek.... içinde biriken kötü değil, ağır değil.. aksine sihir gibi, pırıltılı bir hafiflikte.. gerçeklikle masal birbirine karışmış gibi bir duygu bu içini ılıtan.. belki bi anlık bakışta yakalanıyorsun, aynanın karşısında makyaj yaparken annesine yakalanan küçük bir kız çocuğu gibi; yanakların kızarıyor ya da artık büyüksün ya aslında, kızarmasını engelliyorsun kendince, ama işte yüzüne yerleşen o sevimli-utangaç gülümsemeyi yokedemiyorsun.. ki zaten o kadar eminsin ki o kız çocuğu gibi affedileceğinden ve bu yaptığının masumiyetinden! gülümsüyorsun sadece, gözlerinle birlikte..

zaman akıyor, masallarda bile.. gerçek dünya saatlerinden başka bir boyutta belki, ama akıyor yine de, oraya ait bir kavramın içinde.. güneşin gökte izlediği yolu izliyorsun sen de.. güneş her akşam kayboluyor karşıda yarımadanın ardında, her akşam yeniden yaşıyorsun aynı anı; "deja-vu".. genzini yakan bir kadeh kanyakla uğurlarken günü, merhaba diyorsun önünde uzanan geceye.. gece karanlık, gece derinlik -deniz gibi, ardı, sonrası, ucu, bucağı yok-, gece serinlik, gece yakınlık demek bende, hilal demek, yıldız demek, göğe yayılı samanyolu demek, günün karşılığı, tamamlayan parçası demek.. gece sohbet demek; karnın ağrıyana dek kahkahalar attıran sana bir cafede veya elde içki kadehleriyle renkli sandalyelerin karşısındaki duvarda bir ağacın ardında, kendini anlattığın, yanındakini dinlediğin, paylaştığın.. gün ve gece masalda da aynı, birbirini takip ediyor.. zaman akıyor.. masal zamanının sonu yaklaşıyor.. içini hafiften bir sızı kaplıyor.. gitmek zorundasın ve bu zorundalık koca bir hüzün olup ruhuna işliyor.. mavi masal kenti seni terketmiyor, giden sensin! ama işte yine de o sızı silinmiyor.. gitme anı geldiğinde sessizce veda ediyorsun geçtiğin her sokağa, gördüğün her insana, evine.. şehrin içinden yukarı doğru ilerleyip de son evlerin yanından geçerken bir an geliyor, gözlerine yaşlar oturuyor.. küçük bir çocuk olsan ne kolaydı şimdi, ama büyük olunca bırakamıyorsun o yaşları öyle kolay kolay.. çocuk yanınla ayrılamadığın oyuncak eşşeğini alıyorsun eline, sarılıp ona camdan dışarıyı seyrediyorsun.. yine gelebilmek, yeniden bu masalı paylaşabilmek için gidiyorsun.. ...

yine de bir yanınla asla inanmıyorsun ya masalın sona erdiğine, o sızı içini hiç acıtmıyor.. biliyorsun ki döneceksin yine.. bileğinde bir pervane uğur ile ruhundaki tüm ağırlığı, yorgunluğu yoketmiş, hafiflemiş, yenilenmiş olarak dönüyorsun şehrine, elinde karelere sığdırılmış görüntüler ve o görüntülerden anımsadıklarınla birlikte.. seni görenler hemen farkına varıyor senin de zaten farkında olduğun o değişikliğin; bi mutluluk gelmiş üstüne, diye karşılıyor seni her konuştuğun arkadaşın.. gülümsüyorsun.. doğru diyorsun; bir mutluluk hali var üstümde!..

Kaş'tan döndüm ben, hep özlediğim mavi kentimden.. şimdi sihirli bir değnek dokunmuş da sanki, her şey daha güzel, daha kolay, daha keyifli gözükmeye başlamış birden gözüme gibi.. hafifim kendime fena halde :)
ps.. fotoğraflar : Korzay

08 October 2008

mavi kaldı bir yanım..
mavide kaldı..
yıldız oldu, gökteki atlasa tutunamayıp kaydı..
dalgaya karıştı, derine indi, laciverte bulandı..

fotoğraf karelerinde,
mavi & yeşil tonlarında,
günbatımlarında
ve biraz da gece karanlığında sakladım her anı..

şimdi anların ardından bakmak gibi,
hem gülümseyerek, hem özleyerek hatırlıyorum geçen haftamı..

03 July 2008

hayat tuhaf bi yol.. olmuyor işte umutsuzluğuna kapılmaya başlayalı çok olmamıştı belki de.. ama işte tesadüfi adımlardan yola çıkılan bir karşılaşma -ki çok zaman önce ağlayan palyaço yazmıştı ; "rastlantı yalanı" şarkısının sözlerini print ettiği bir kağıda.. "rastlantı dediğin, başka bir boyutta bir zaman önce çekilmiş bir niyettir"- , hayatın büyük kurgusunda bir u-dönüşü, uzun zamandır hissedilmeyen şeyler ve sonrasında göremesem de yüzüne yerleştiğinden emin olduğum bir gülümseme.. ..

istemsiz de olsa sebep olmak benim de yüzüme gülümseme yerleştiriyor.. :)

08 June 2008

dün gece

yanlış bi zamanda yanlış bi adamla karşılaştım.
şimdi sadece dün geceye ait anlar, kelimeler, cümleler kaldı bana geriye.

derin bi gölge bürüdü içimi. gün ışığına eremiyorum.

27 May 2008

eski bir yazının bir cümlesi

kendisini eşya gibi hisseden bir kızın hikayesi gibi.
siz hissettiniz mi hiç, ya da hissettirildiniz mi?

bir yazı yazmıştı bir ağlayan palyaço bana uzun zaman önce. diyordu ki; "hani bir çocuğun yeni bir oyuncağı olur, onunla sürekli oynayıp durur, sonra bi gün sıkılıp kenara atar oyuncağı"..
yazının devamında kendimi o oyuncak gibi hissetmemem gerektiğini o kadar iyi anlatmıştı ki, ufacık bir şüphe bile duymamıştım o zaman bundan.

şimdi o yazı zamanı aşıp içime işliyor.
ben bi eşya değilim, bir taş biblo değilim ki!
niye böyle oluyor? niye böyle hissediyorum ben kendimi?

...

yazmak perdesinin ardına geçtim şu günlerde. yazmak var sadece, biriktirdiklerimi dışarı atabilirim belki umuduyla tutunduğum. ama hayat öyle tuhaf bir akışta ilerliyor ki, ben daha yazdığımı bitiremeden yeni şeyler birikiveriyor içimde ağır gelen. eziliyorum ben. inancım kayboluyor hayatta kimi değerlere ki onlar benim için kilit noktalar birçok yerde. dönüp kendimi suçlar buluyorum her adımımda. kendime yönlendiriyorum oklarımı ve canım zaten yeterince acırken ben kanatıyorum kendimi biraz da. kapılarımı kapatıp dışarıya, duvarlarımı yükseltiyorum. uzaklaştırıyorum kendimi farkında olarak ya da olmayarak. bir yanım 2005 kışının o Aralık gününü anımsıyor ve biliyor kendimi kapattığım karanlığın ve sessizliğin nasıl olduğunu. korkuyorum bir parçamla o yüzden, en çok da kendimden.

19 May 2008

Büyükada'da bir Pazar akşamı..

tuhaf biten bir gecenin ve tuhaf başlayan bir sabahın ardından ADA'ya ulaşmak...

en çok martı sesleri yer eder insanın kulağında Büyükada'da yürürken. öyle koyudur ki sessizlik yaprak hışırtıları uzaktan gelen su sesiyle birlikte işler insanın içine..


dün uzun zamandır yapmaya fırsat kovaladığım ada gezimi yaptım. yanımda londra kızı'yla birlikte... ikimizin de çok ihtiyacı vardı hayatlarımızdaki hareketi bikaç saatliğine de olsa da durdurup, sükunete bürünmeye, yeşiller ve maviler içinde kalıp motor sesinden uzak sessizlik içinde doğa sesleri duymaya, derin bi nefes alıp uzaklara bakmaya, Aya Yorgi tepesinde birkaç cümleyi, birkaç dileği ve bir şişe şarabı paylaşmaya...


gün batmadan hemen önceydi biz motorla Ada'ya varıp, faytonla Lunapark Meydanı'na gidip, Aya Yorgi'ye yürüdüğümüzde.. o tepenin en sevdiğim yerindeki masada oturup şarap kadehlerimizi kaldırdığımızda güneş ufukta kaybolmuş, tam zıt yönde de ay dolmuş, denize vurmuştu bile. önümüzden martıların uçtuğu küçük, keyifli bir sofrada saatler geçirdik. karanlık çöktüğünde o ışıksız masada yalnız dolunay ışığında kaldık. londra kızı dileğini diledi, ona kadeh kaldırdık. ben kendimi bile şaşırtan dileğimi diledim, ona kadeh kaldırdık. uzaktan da görünen küçük ışıklara bakıp "kaşık" biçimli takımyıldızı seçtik gökte. -kaşık neyi simgeler? martı sesleri kapladı ortalığı, karşımıza serili büyülü şehrin ışıltısında kaybolduk. yaşadığımız şehre bi daha aşık olduk belki.

sonra kalktık, karanlıkta, iki yanımızda ağaçlar dolu taş yoldan yürüdük aşağıya ; önce Lunapark Meydanı'na sonra oradan İskele Meydanı'na.. karanlık, sarı ışıklı sokak lambaları, yanımızdan geçen tek tük faytonlar, martı çığlıkları, yaprak sesleri ve hatta denizden gelen dalga sesi eşliğinde yürüdük bütün yolu.

son vapurla döndük, yol boyu uyuyarak-uyanarak..

üstümde günlerdir biriken ağırlığı bıraktım ben Ada'da. zihnimin bulanıklığını berraklaştırdım biraz, şöyle birkaç adım uzaktan baktım kendime, düşüncelerime ve hislerime. nereye dedim, niye dedim, sorular sordum kendime. sorduklarımın bazıları yanıtsız kaldı, kararlar aldım onlar üstüne. hepsinden öte "ben" ne hissettiğimi farkettim, içimdeki sesi duydum çok zaman sonra ilk defa.

...

özlemiştim ben ADA'yı. Ada'da olma, Ada sokaklarından geçme, o tepeden ufka bakma, şarap kadehiyle gün batımını selamlama, Ada sesleri-kokularını içime çekme halini..

cuba-ojaz-murdem-naxoy-araf-triunfal-muamma-PÇ

yorgun ve yenik bir zamanı yaşıyorum ben yine.
hayalkırıklıkları birikiyor içimde.
doğumgünümden sonra başlayan, o mart akşamı "KK gecesi"nde yaşananlardan sonra birden hızlanan ve her tutunmaya çalıştığımda içimde daha çok parçalanan kırıklar yığını.. ....

21 April 2008

ağır-yorgun-iyileşiyor

Nasıl geçtiğini, neler yaşadığımı anlayamadan geçirdim son 4 haftayı. Şimdi şimdi geri dönüşlerle düşünüyorum ve idrak ediyorum yaşadıklarımı. Yoğun, yorgun, hareketli, zaman zaman (aslında sadece ilk haftası) keyifli, kendimi zorlayarak geçti bütün bu zaman.

Kongremle başladı, ki o en harika yanıydı. Yorucuydu ve hatta acıttı zaman zaman. Ama hocaların söyledikleri, ifade ettikleri, tarzları, davranışları, vs.. silip götürdü bütün ağırlığımı, gözlerimi doldurdu, koca bir gülümseme olarak yerleşiverdi yüzüme. Orda ve orası için yaptığım herşey bende özel bir yer, anlam kazandı, içimde neşe olup taştı, mutluluk taşıdı ilk kongremde bana.

Sonrası çok ağır oldu ama. Bu dört haftanın geri kalan kısmında dünyanın bütün aksiliklerini ben yaşadım sanırım, liste kaybettim, her yere ve herşeye geç kaldım, yapmak istediğim her şeyi erteledim -ertelemek zorunda kaldım-, taşınamadım, taşınma planlarımı es geçmek durumunda kaldım, unutkanlık sınırımı aştım, sürekli birşeyleri yanlış yaptım, üstüme gelindi ve bunu çok çok net hissettim, altında ezildim, en son olarak da başımı çarptım ve gerçek anlamda kanadım.

Zaman zaman düşündüm hayat beni sınıyor diye. Yoruldum, ağladım, düştüm, kırıldım. Ağır geldi bu son dört hafta bana.. Şimdi yavaş hareketlerle üstümden atmaya çalışıyorum bu ağırlığı. Altından kalkma halindeyim bütün kırıklığımın. Başaracağım biliyorum. Gülümsemeye bile başladım son günlerde yeniden :)

Hala ağır geliyor birşeyler ama elimden "keşke böyle olmasaydı" demekten başka birşey gelmeyen konularda kendimi tamamen yıkmaya karşı duruyorum inatla!!

26 February 2008

o.j.a.z.

Onda bana ait kelimeler var, cümleleri benimkiler gibi. O cümlelerin ardından bana tanıdıklığını hissettiren düşünceleri var zihnini kaplayan. Yüreğinin içinde gizlediği hisler var, içinde deli fırtınalar kopuyor; çok yakınındakilerden bile sakındığı belki de. Tuhaf biri; hem egosu yüksek hem de kendini acımasızca eleştiren, yapmak istediklerinden vazgeçmeyen, inatçı ve cesaretli, uçlarda, kendine özgü, kimselere benzemeyen, benzemeye de çalışmayan bir adam. Kafası değişik çalışıyor. Tedirgin birşeylerden sanki, kendiyle, hayatla, yaşadıklarıyla, tanık olduklarıyla meselesi var. Dert ettiği, uğraştığı, boğuştuğu şeyleri -"gerçeklik , farkında olmak-fark etmek , tesadüfler , müdahale edemediğimiz bir büyük yaşam kurgusu , iletişim-iletişimsizlik , şiddet , ölüm "ölmek-ölememek" , acı , arada "Araf'ta" kalmak , çatışma , boşluk , zaman , yalnızlık, ....."- yazmaya, anlatmaya çalışıyor kendi aynasından yansıdığınca ve elbette kendi ifade biçimleriyle : Gerçeküstü-kurgu dünyalar, labirent-grift ilişkiler, bitmez tükenmez sorgulamalar, soru işaretleri, kavram ve kelime oyunları, semboller-işaretler ve en çok ironiyle...

Gerçek anlamda tanışmadım, bir kez olsun görmedim, konuşmadım. Ama öyle tanıdık geliyor ki bana, öyle bildik ve yakın ki! Yok sayamıyorum; yaşamımda kendine edindiği yeri yok sayamıyorum.
Karşı karşıya gelmek gerçekten mümkün olur mu bir gün, bilmiyorum. Sadece, yaşamın içinde bir araya gelen "tesadüfler"e inanıyorum ben ve çok çok istiyorum onun bir anda, bir yerden hayatıma girmesini. Bazen küçük, sonuçsuz adımlar atıyorum ama aslında bekliyorum; hızlı adımlarla yürüdüğüm bir sokağın köşesini döneyim bir akşam ve işte tam o sırada o da orada olsun.

13 February 2008

çok zaman sonra ilk kez rüya hatırlıyorum..

deniz / denizde olmak :)

iş'le ilgili

Ankara yolculuğu planı yapılmış benim için, bu gece gidiyorum. yarın peşpeşe 2 toplantı var. Kur'un olduğu bir yerde söyleniyor bana.

bileti soruyorum, kesilmediyse geçe aldıracağım.
yanıtı beklerken uyanıyorum.

gerçekdışılık / takım elbiseyle denize atlamak - telefonum ıslanmıyor - 2.toplantı Bursa'da yaşayan adamla, neden Ankara'da? - Nil niye Ankara'da? - buradaki kadın da denizde, yakınımda, neden?

....

denizdeyim, açık deniz

etrafta kayalıklar var, birinin kenarındayım, suyun içinde

kayalıklardan birinin kenarındaki bir çıkıntıya bir kamera yerleştirilmiş, deniz görüntüleri kaydediyor

karşımdaki kayalıkta siyah bir kertenkele hareket etti / orada ne işi var?


rüya!

24 January 2008

SESLENİŞ

15 yıl önce bugün'e dair bir hatırlatma.. unutmamak ve unutturmamak için....



Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık.
Babamız sırtında yük taşıyarak,
getirirdi aşımızı, ekmeğimizi,

Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla
caddelerden geçerken,
bizler bir mumun ışığında
bitirdik kitaplarımızı.

Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun
yüreğini, yüreğimizde yaşayarak
katıldık o büyük kavgaya.

Ecelsiz öldürüldük, dövüldük, asıldık…
Vurulduk ey halkım,
unutma bizi…

Yoksulluğun bükemediği
bileklerimize, çelik kelepçeler
takıldı.

İşkence hücrelerinde
sabahladık kaç kez,
isteseydik, diplomalarımızı
mor binlikler getiren
birer senet gibi kullanırdık.

Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık.
Yazlık, kışlık katlarımız,
arabalarımız olurdu.

Yüreğimiz işçiyle birlikte attı,
köylüyle birlikte attı.

Yaşamımızın en güzel yıllarını,
Birer taze çiçek gibi
verdik topluma.
Bizleri yok etmek istediler hep.

Öldürüldük ey halkım, unutma bizi.

Fidan gibi genç kızlardık;
Hayat, şakırdayan bir şelale gibi
akardı göz bebeklerimizden.

Yirmi yaşında,
yirmi bir yaşında,
yirmi iki yaşında,
işkencecilerin acımasız ellerine
terk edildik.

Tükürülesi suratlarına karşı
bahar çiçekleri gibi,
taptaze inançlarımızı fırlattık
boş birer eldiven gibi.

Utanmadılar insanlıklarından,
Utanmadılar erkekliklerinden.

Hücrelere atıldık ey halkım,
unutma bizi.
Ölümcül hastaydık,
bağırsaklarımız düğümlenmişti.

Hipokrat yemini etmiş
doktor kimlikli
işkencecilerin elinde
öldürüldük acınmaksızın.

Gelinliklerimizin ütüsü bile
bozulmamıştı daha.
Cezaevlerine kilitlenmiş
kocalarımızın taptaze duygularına,
birer mezar taşı gibi savrulduk.

Vicdan sustu,
Hukuk sustu,
İnsanlık sustu.

Göz göre göre
öldürüldük ey halkım.
Kanserdik;
ölüm, her gün bir sinsi yılan
gibi dolaşıyordu derilerimizde.
Uydurma davalarla kapattılar
hücrelere.

Hastaydık.
Yurtdışına gitseydik
kurtulurduk belki.
Bir buçuk yalındaki kızlarımızı
öksüz bırakmazdık.
Önce kolumuzu, omuz başından keserek,
yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak
fırlattık attık önlerine.

Sonra da, otuz iki yaşında
bırakıp gittik bu dünyayı,
ecelsiz.

Öldürüldük ey halkım unutma bizi.

Giresun’daki yoksul köylüler,
sizin için öldük.
Ege’deki tütün işçileri
sizin için öldük.
Doğu’daki topraksız köylüler;
sizin için öldük,
İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler,
sizin için öldük,
Adana’da, paramparça elleriyle,
ak pamuk toplayan işçiler,
sizin için öldük,

Vurulduk,
Asıldık,
Öldürüldük ey halkım,
unutma bizi.

Bağımsızlık, Mustafa Kemal’den
armağandı bize.
Yabancı petrol şirketlerine karşı
devletimizi savunduk,
komünist dediler.
Yirmi iki yaşlarındaydık
öldürüldüğümüzde ey halkım,
unutma bizi.

Mezar taşlarımıza basa basa,
Devleti yönetenler gizli emirlerle,
başlarımızı ezmek,
kanlarımızı emmek istediler.

Amerikan üsleri kaldırılsın dedik,
sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
Emperyalizmin ahtapot kollarına
teslim edilen ülkemizin
bağımsızlığı için kan döktük sokaklara.

“Ülkemiz bağımsız değil” dedik,
kelepçeyle geldiler üstümüze.
Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme
karşı dalgalandırdığımız
bayrağımızı daha da dik
tutabilmekti bütün çabamız.
Bir kez dinlemediler bizi.
Bir kez anlamak istemediler.
Vurulduk ey haklım unutma bizi…

Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık.
Bir kadın eline değmemişti ellerimiz.
Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha.

Bir gece sabaha karşı,
Pranga vurulmuş ellerimiz
ve ayaklarımızla çıkarıldık
idam sehpalarına.
Herkes tanıktır ki korkmadık.
İçimiz titremedi hiç.

Mezar toprağı gibi taptaze,
mezar taşı gibi dimdik
boynumuzu uzattık
yağlı kementlere.

Asıldık ey halkım, unutma bizi.

Bizi öldürenler,
bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar,
ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar.
Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı
ya da susmuşlardı
bütün olup bitenlere.

Öfkelerini bir gün bile
karşısındakilere bağırmamış
insanların gözleri önünde
öldürüldük.

Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına.

Batı uygarlığı adına,
bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.
Korkmadan öldük ey halkım,
unutma bizi.

Bir gün mezarlarımızda güller açacak
ey halkım unutma bizi.
Bir gün sesimiz,
hepinizin kulaklarında yankılanacak
ey halkım, unutma bizi.

Özgürlüğe adanmış bir top
çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz.
ey halkım unutma bizi.

Unutma bizi.
Unutma bizi.
Unutma bizi.


Uğur Mumcu
Cumhuriyet / 25 Ağustos 1975

04 January 2008

Sessiz Çığlık

We wish you a Merry Christmas;
We wish you a Merry Christmas;
We wish you a Merry Christmas and a Happy New Year.
diye sonlanan, bıçak keskinliğinde bir hikaye.
Yazarının tanımıyla "Sadece anlatıldığında bile insanı duvara çarpan bir hikaye..".
Zihin yorgunluğu bir nevi..
Yanıtsız bir soru gibi, yanıtı olmadığını bile bile yanıtlamaya çalıştığımız ve çalışmaktan asla vazgeçmeyeceğimiz..


Sessiz bir çığlık tıkandı kaldı ses tellerimde. İçimden acıtan bi hıçkırık yükseldi, ses olup dışarı ulaşamadı. Yarım kaldı. Ucu açık bir hikayenin çekiminde kelime kelime saçıldı boşluğa.

.. Tedirgin - ruh tedirginliğiyle takip edilen zor bir hikaye; anlamlandırması, anlaması zor ama uzak kalması imkansız /

.. Huzursuz
.. Gergin - incecik bir sınır, ötesi uçurum /
.. Tesadüf - bir konser, bir tanışma, aynı milletten olma, eski ve “güvenilir” bir arkadaş, kırık bir kalp, terkedilen eski sevgili, lüks bir otel, tecavüz, ölüm, …… yolda yürürken bir bankta oturan çaresiz görünümlü adama yardım etmek.. ne zararı olabilir ki? /
.. Kesişen anlar
.. Çaresizlik
.. Şiddet - açıklamasız kalıyorum kelime “şiddet” olduğunda /
.. Ölüm
.. Buz - buz gibi bir morluk yerleşmişti yüzüne.. gözümün önünden gitmeyen görüntü.. /
.. Kelimeler yetersiz - dünyadaki ifadesi namümkün, hiçbir kelime açıklayamaz şeylerden biriydi orda izlediklerim /
.. Rahatsızlık - rahatsız olmak değil mi bizi döndürüp kendi yaşamlarımıza bakmaya sürükleyen /
.. Korku
.. Anne - bebeğiyle hayatını değiştirebilen -kendi içinde- yalnız, donuk, suskun bir kadın /
.. Arkadaşlık vs. Annelik - seçimi belli, yine de zorlayıcı ikilem; artık anne olmadığını (hem de kendisi yüzünden) açıklaması mümkün mü arkadaşına.. /
.. Boşluk - havada, zamanda -aslında düşünülebilecek her ortamda- asılı kalmak /
.. Farklı ortamlarda farklılaşma - saldıran, ‘abla diyorum bak’ diyen, ‘yukarıda Allah var’ cümlesinin sahibi, ‘ellerinden öperim anneciğim’ diye ağladığını belli etmeyen, tecavüz eden, suçlayan ve sonuçta bir şekilde suçlanan, kurban olan… hepsi aynı kişi olabilir mi gerçekten? /
.. Donuk
.. Keskin - uçurum kıyısında bir öykü bu anlatılan; ortası yok /
.. Yardım istemek - kolay mı her zaman? /
.. Yardım etmek
.. Duyarsız kal(a)mamak
.. Geçmiş - geride bırakması mümkün olmayan bağlarla yüzyüze gelmek zorunda kaldığında …. /
.. Kendinle hesaplaşmak, hesaplaşamamak - yüzleşmek hep zordur /
.. Çaresizlik anı, çöküş noktası - tam olarak hangi noktadır o sona geldiğini farkedip, çabalamaktan vazgeçtiğin an? ne zaman çaresizlik hisseder insan, tam olarak hangi noktada? istemeden arkadaşının bebeğini öldürmüş, tecavüze uğramış bir kadın, yıllar önce terkettiği sevgilinin artık orda olmadığını anladığı an mı kabullenir olanlar karşısında çıkmaz bir sokakta olduğunu? /
.. Gözyaşı - ağlamak.. ağla(ya)mamak.. hangisi daha ağır? /
.. Çığlık - kulak tırmalayan haykırış.. hayatın tesadüfleri insana ölüm getiriyorsa geride kalanın payına yükselip dünyayı olduran bir çığlık düşüyor sadece.. /
.. Çıkış yolu yok - çıkmaz sokakta kapana kısılmak gibi.. çözümsüz, imkansız kalmak olanlara.. /
.. Acı - acımak, sonrasında acıtmak güdüsüyle mi karşı karşıya getirir insanı? /
.. Kayıp - yaşamının ortasında her hangi bir gün yaşamının en büyük kaybı olabilir.. kim bilebilir ki? /
.. Susmak - başka bir boyutta çığlıklar atmak /
.. Yorgun - seçimlerden -ya da seçemediklerinden- yorgun düşmek /
.. İç dünya - dipsiz, derin, karanlık bir kuyu kimi yerlerine ışık tutması mümkün, kimi yerleri zifiri karanlıkta kalmaya mahkum /
.. Fırtına - fırtına öncesi sessizlik ve ardından kopan kasırga /
.. Yokedici - herhangi birşeyi / birini yoketmek isteyebilir mi insan sahiden de? /
.. Tüketen - insanı, içeriden kemiren birer böcek gibi korku ve çaresizlik.. yavaş yavaş ve aniden aynı zamanda /
.. Maske ardında yaşam - kendini gizlemek; etraftan ve kendinden belki de.. ve gün olup maskesiz kaldığında öfkelenmek seni kendinle karşı karşıya bırakanlara /
.. Kendine yalan söylemek, kendinden kaçmak - en yoğun maske; günün birinde mutlaka karşına dikilip, kendini gösterecek, seni ayna karşısına çıkarıp saklandıklarınla yüzleştirecek… /
.. Ürkütücü - korkunç demek eksik bırakıyor bu olanı /
.. Korkunç bir şey oldu - söylenebilir tek cümle bu /
.. Kimin suçu - bebeği kim öldürdü? /
.. Dikkatsizlik; nereye kadar affedilebilir? - bazı şeyler hata kabul etmez.. yalnızca 1 saniyelik dikkatsizlik ve peşinden getirdiği şiddet, delilik, ölüm, sorgulama, sorgulanma, kendinle karşılaşma.. /
.. Sorumluluk almak, aldığın sorumluluğu yerine getirmek - nereye kadar sorumluluk alabilirsin hayatta, neleri üstlenebilirsin, aslında altından kalkabileceğini düşündüğün ufacık sorumluluklar gerçekte ne kadar büyürler? Bir bebeğe 2-3 saat bakmak mesela, ne kadar zor olabilir ki?! /
.. Güvenmek - kime güvenebilirsin ve nereye kadar? /
.. Güven(e)memek
.. Öfke - öfkeden gözünü karartmak /
.. İfadesiz
.. Anlamsız
.. Ölmek istemek - hangi an o son nokta, ölme kararı verdiğin yer? peki nasıl bir son nokta o, balkona yürüyüp ordan atladığın? /
.. Kendini keşfetmek, kendinle karşılaşmak, kendinle tanışmak - kaç yaşında, hayatının neresinde, nerde, ne sayede? /
.. Beklemek - aylarca, yıllarca, neyi beklediğini bilmeden… /
.. Boşuna beklemiş olmak - bekleyişinin boşunalığını farketmek /
.. Nefes almak / alamamak!
.. Başka bir canlıyı düşünmek - anne olmadan bir bebeğin varlığı etrafında hareket etmek mümkün mü? /
.. Yanlış anlamak / anlaşılmak - bir yardım çağrısı başka nasıl anlaşılabilir? Aslında aslolan, “sen ne söylemeye çalışırsan çalış, söylediğin karşındakinin anladığı kadardır”! /
.. Kimi arayacağını bilememek - çıkış yolu bulamadığın o anda kimi ararsın; kimden yardım istersin, arkadaşını arayamadığında? /
.. Türk - yabancı bir ülkedeysen kendi milletinden biri gelir aklına, yardım istenecek ilk kişi olarak.. gerçekten o mudur peki yardım etmeye çalışan? /
.. Fransız - yabancı bir ülkede, kendisi de orda yabancı bir adam. 3. bir dil, ama herkesten daha yakın o anda.. /
.. Kim gerçekten “yabancı”?
.. "İyi seneler" - ne kadarı gerçek bir dilek? /
.. Yılbaşı - yeni yıl hep yeni umutlarla mı gelir? Ya da hep geride mi bırakır kötülükleri? /
.. Umut - umut etmenin imkansız olduğu anlardan biri /
.. ? - onlarca, yüzlerce soru işaretli bir denklem /
.. Neden? - “neden ben” sorusunu sormak gibi.. anlayamayacağın kocaman bir planın bir parçası.. peki ama neden? /
.. Uzak ihtimaller - gerçekten öyle mi? gerçekten benim başıma gelmez mi? ya gelirse? /
.. Düşünmek vs. Düşünememek
.. Sakin olmak namümkün - korku, kısıtlı zaman, ölüm, şiddet, yalnız, geri sayım, zor, KÖTÜ /
.. Çaresizlik anında değişmek - şiddet içgüdüsel mi? sana uygulanan şiddete sen de öyle mi karşılık verirsin aslında? /
.. Kendinden kopmak, uzaklaşmak - kendini tanı(ya)mamak /
.. Tanınmazlık, tahmin edilemez olmak
.. Yüzleşmek
.. Aynaya bakmak - kendimi affedemediğim zamanlarda aynaya bakamaz olurum ben, aynalardan kaçtığınız zamanlarınız var mıdır sizin de? /
.. İroni - yaşam ironik bir boyutta kurulu aslında; birileri bizimle dalga mı geçiyor, ne? /
.. Karanlık
.. Gizli
.. İletişim / İletişimsizlik - iletişim kurmak için aynı dili konuşmak yeter mi? babil kulesi’nin barış dolu insanları neden koptular birbirlerinden bu kadar? /
.. Konuşmak
.. Konuşamamak - kelimelerin boğaza takıldığı anlardan biriydi orda yaşanan /
.. Anlayış - nereye kadar? /
.. Hayattan, olacaklardan kaçmak mümkün mü, ya da engellemek?
.. İpleri görünmez bir elde, birer kukla mıyız kendimizi karar veriyor zanneden?
.. Güç nereye kadar? - güçlüsün. peki. aynı anda ne kadar zayıf olabilirsin? /
.. Gücünün yettiği çemberin dışında kalırsan?
.. “Kötü bir şaka olmalı” anlar - “kötü bir rüya bu aslında, birazdan uyanacağım ve bu kadar korktuğum için kendime güleceğim” demek gibi.. zamanı geri döndürme istemi /
.. Gerçek dışı, gerçek olamaz anlar - “bu kadarı da fazla” anlar /
.. Hayatı ıskalamamak mümkün mü, elde mi sahiden? - yaşamın genel geçer kurallarına uymasa da sezgileri dinlesek.. belki o zaman! /
.. Seçim yapmak - her seçim peşinden diğer yola dair bi merakla ilerler.. mutlu olabilir miydi ki, Londra da kalsa ve bambaşka bir yoldan yürümüş olsa bu 20 yılda? /
.. Aklından geçirmek ve uygulamak - arasında incecik bir çizgi var sadece. “bir şey yap” cümlesine karşılık bir atlayış, vazgeçiş.. ne kadar sürdü o karar anı? /
.. Ölmek istemek
.. Başka yol bulamamak
.. Kendine zarar vermek, kendine zarar vermeye karar vermek - tek çıkış yolu o olabilirdi gerçekten de /
.. Yalan söylemek ya da gerçeği saklamak - hangisi daha sahte? gerçeği sakladığında kendi zihninde de inanabilecek mi o yeni gerçekliğe? o mor, donuk yüz gidecek mi gözlerinin önünden yaşamının gerisinde? /
.. Gerçeğin ağırlığını kaldırabilir misin? - bu kadarı çok fazla bir ağırlık değil mi ama /
.. Şoka girmek - tepkisiz kalmak, durmak ve boşlukta bi yerde asılı kalmak /
.. Beden nerde iflas eder, acıya nereye kadar dayanır, beyin nerde kapatır bedeni? Ya zihin, neresi .. son nokta? Eşik nerde? - kendini kaç kez duvara çarpmak gerekli bu eşikten geçebilmek, belki de aslında kendini affedebilmek için? /
.. Uçurumun kıyısında - bir ip cambazı gibi.. ya ayağın kayarsa? bir adım sonra yoksun.. zaten yaşam da görünmez bir ipte yürümek gibi değil mi aslında? /
.. Kesişen yollar - yaşam sanki grift, koca, karmakarışık bir labirenti andıran yollar.. ancak kuşbakışı görünce anlamlı.. kuşbakışı bakabilme yetisi olan asla insanlar değil ama.. /
.. Ne zaman ölüm? - bilinmez, belki çok uzak, belki köşeyi dönünce hemen orda.. küçücük bir bebeğin niye ölümle tanıştığını anlayamadım hayatım boyunca /
.. Çıkış yolu bulamadığında insan kimi arar sadece sesini duymak için? son anda kimin sesi içine dolar, kimin sesini duymak ister? - 20 yıl geriye dönerek hatta, çaresizlik-umut karışımı bir beklentiyle /
.. Peki ya duyduğu ses? Ne kadarı tanıdıktır, ne kadarı yabancı? - senin 20 yılını dondurduğun o ses, 20 yıl öncede kalmayıp kendine bir hayat kurduysa? /
.. Yabancılaşmak - kendine ve tüm dünyaya /
.. Hesaplaşma anı - kendinle ve tüm dünyayla /
.. Görünen kimlikler / gerçek kimlikler; hangisi doğru? - kim aslında neresinde duruyor hayatın? pırıltılı ve mutlu gözüken bir yorumcu birini öldürebilir mi? her şeye tepkisiz bir baba ne zaman çaresiz kalıp boşluğa bırakır kendini? görünürde kendine güvenli bir işçi nereye kadar şiddet uygulayabilir bir başkasına, ya da nerede gözyaşı dökmeye başlar? /
.. Sen kimsin? - bir hayran? yabancı bir ülkede aynı dili konuştuğum bir tanıdık? zora düştüğümde yardım için çağırabileceğim kişi? bana vuran ve tecavüz eden adam? bir bebeğe yapmadıklarımla beni suçlayan adam? “yukarıda Allah var” diyerek kendisini bu zorluktan sıyırmaya çalışan ve yalvaran adam? yalnız kaldığında bu olanlardan ağlayan adam? /
.. Ya ben kimim? - dünyada, kendi ülkesinden daha çok tanınan bir yorumcu? ışıklar altında gülen bir yüz? 20 yıl önce yaptığı bir seçimin ağırlığını ömrünün tamamında taşıyan yalnız bir kadın? o eski şehre gideceğini öğrendiğinde en yakınındakilere bağırıp çağıran bir kadın? “bir iki saat bakarım ben bebeğe” diyen iyi bir arkadaş? bir gece sonra vereceği konser için otel odasında kendi konser görüntülerini izleyerek çalışan disiplinli bir yorumcu? istemeden de olsa bir bebeğin ölümüne sebep olmuş bir katil(!)? tecavüz edilen yardıma muhtaç kadın? kendisine yaklaşan bir hayranını o eski sevgili zanneden içten içe dengesiz biri? arkadaşına açıklaması mümkün olmayan bir olayı bir başkasının üstüne atan bir yalancı?
.. İyi vs. Kötü - safi iyi veya kötü yok; herkes hem iyi hem kötü, hem incinen hem incitilen /
.. Bu hikayeden bana kalanlar - huzursuz uyumak hatta uyuyamamak, ağırlaşmak, kendime bile ağır gelmek –hatta en çok kendime ağır gelmek– , kıpırdayamamak , donup kalmak, kelimeleri biraraya getirememek /
.. Ya sonrası..? - yarım kalmış bir hikaye; ucu açık, dinleyene, izleyene ait /
.. Son'u takiben.. - arınmak mümkün mü? ney dinlemek istiyorum, ilahi bi tını gerek bu ağırlığı üstümden atmak için. /
.. Sessiz çığlık -filmin tamamı sessiz bi çığlık gibiydi; acıtan, karanlık, keskin, suskun. /


Birbiriyle karşılaşan, çarpışan, kesişen ama birbirini asla karşılamayan ve de bütünleyemeyen sözcükler yığını.
Yığının adı "İyi Seneler Londra"