14 November 2016

#doğumgünümmm

14 Kasım 1981.
14 Kasım 2016. 
22:04. Doğduğum saat, 34 yıldır annemin beni kutlamak için aradığı saat.. 35.yılda en çok o eksik hayatımda; 22:04 araması.. :(

Bu güne dek çok şey bıraktım geride.. En çok da bu son senede.. Çok şey kaybettim, çok şey eksilttim kendimden hayatımdan, çok şeyi arkamda bıraktım.. 

Ve devam ettim!! Her şeye ve herkese rağmen...

Şu an, bu güne dek hep annemle konuşarak geçirdiğim, ortasında durduğum bu saniyede iyi ki diyorum hayata, iyi ki böyle yaşamışım geçen yılları, iyi ki bazılarının sonuçlarına üzülmüş de olsam bu seçimleri yapmışım hayatımda, iyi ki sevdiklerimle, sevmediklerimle, umutlarımla, hüznümle, kimseye göstermeden hissettiklerimle ya da bağıra bağıra yaşamıma aldıklarımla, seçtiklerimle, hayatın bana verdikleri ve benden aldıklarıyla, var olanlarımla ve eksikliklerimle ben olmuşum, böyle olmuşum... 

İlkler var bu doğumgünümde; hem ağır hem mutlu ilkler.. Hem eksik hem yine de ilkler.. 

Ben istiyorum ki hayat artık mutlu geçsin, her şeye ve herkese rağmen -inat- umutlu olsun. Barış olsun hayatta, savaşmayalım; kimseyle ve hiçbir sebeple. Gülümseyelim biz hayata; sevdiğim herkesle birlikte eğleneyim, güleyim, kahkaha atayım ve "umursayayım" yaşamayı, hayatı, dünyayı, insanları.. 
Yollara düşeyim yine yeniden, yeni insanlar tanıyayım, yeni satırlar okuyayım, yeni cümleler kurayım. Gördüğümü paylaşayım, paylaşayım ki çoğalayım... 
Yavaş aksın hayat, ölüme yetişmeye çalışmadan yaşayayım, elele, birlikte, sarılarak yaşayayım.. Öpeyim, seveyim, dokunayım.. 
Var olduğumu hissedeyim yaptığım her şeyde ve her şeyle.. İyi ki böyle, iyi ki burdayım, iyi ki onunlayım, iyi ki bunu yapıyorum diyeyim.. 

Ben böyleyim, böyle olmayı seçtim, böyle olacağım bundan sonra da.. İyi ki varım, iyi ki "ben"im.. İyi ki doğdum :) Doğumgünüm kutlu olsun :)

03 July 2016

Bir ay önce o kapıyı kapatmamayı seçmiştim. Yanılmışım.
Kapanmalıymış, orada, o anda. Belki daha öncesinde de.

Kime güveneceğimi bilemeden duruyorum. Kırık dökük oldu içim. Parçalandı; birlikte olduğum adam da, en yakın arkadaşım da.. Dağıldı hepsi.

Bir mail ile insanın hayatı parça parça olabiliyormuş, yeni öğrendim.

Zaten bildiğin, hissettiğin şeylere gözlerini kapatıp, güvende olmayı seçersen yeniliyormuşsun hayatta. Yenildim ben.

03 June 2016

Birşey bitti dün gece hayatımda.
Bir geçiş, bir dönüm noktası.. Kapanan bir kapı ardımda..

28 May 2016

Özledim.

Seni özledim anne!
Çocukluğumu, seninle anlarımı...

30 March 2016

Anne Günlüğü / Mart 2016

1 Mart 2016
Yeni ay belki de yeni umuttur diye ummak isterdim ama hiç de öyle gelmiyor.
Psikiyatriden de konsültasyona geldiler, artık geceleri uyuyamıyormuş da. Zaten yemek yemiyor, hareket etmiyor, sürekli yorgun, ağrısı var.. şimdi uyuyamıyor da.

Doktorlar sürekli bir hemşireyi, hasta bakıcıyı çağırdığını (yastığı düzeltmek için, dudakları kuruduğu için, nefes alamadığı için, karnı ağrıdığı için, ayaklarının şiştiğini düşündüğü için, vs.. vs..), bağlı olduğu makinelerdeki değerleri görmeye çalıştığını söylediler.

Korkuyormuş!
Açık olarak böyle söylemese de sürekli birşey olacakmış ve o anda yanında birinin olması o ters giden şeyi düzeltecekmiş gibi hissedip sürekli yanında birini istiyormuş.

Geceleri de uyuyamıyor zaten. Yalnızlıktan korkuyor annem ve ben yanında olamıyorum işte.


2 Mart 2016
Zaten konuşamıyordu, artık yazamıyor da. Kalemi tutarken eli titriyor. Yazdıklarını okuyamıyorum çoğu zaman; tahmin ediyorum, annem de doğruluyor. Veya yeniden deniyor yazmayı. Yeniden yeniden yeniden.. Her seferinde biraz daha yorularak.. Usanarak, bıkarak..

Alfabe yaptım bugün bir kağıda. Harfleri göstererek anlatıyor anlatmak istediklerini. Yine yoruluyor ama kalemi tutup düzgün "kendi istediğince düzgün" yazmaya çalıştığı anlardaki kadar değil.

Alfabeyle konuşmaya çalışınca farkettim ki bazı kelimelerin nasıl yazıldığını hatırlamıyor. Hatırlamıyor değil de, karıştırıyor. Yanlış harfe götürüyor parmağını. :(


4 Mart 2016
Ev tipi ventilatör siparişi verildi. O geldikten sonra, eğer değerleri birazcık olsun düzelirse belki eve gönderebiliriz ya da en azından odaya çıkarabiliriz, dediler.
Ev olmaz, ani birşey olursa diye hastanede kalalım. Ama odaya çıkabilelim, ben yanında kalabileyim, arkadaşları, akrabalar ziyaret etsin, yalnız olmadığını hatırlasın. Çok istiyorum, olur mu ki?


6 Mart 2016
Pazar bugün.
Tablet alacaktım anneme, alfabeye geçtiğimizde aklıma gelmişti. Harf göstermek yerine ekrandaki alfabeyle yazsındı. Bugün onu alıp gittim hastaneye.

Yengem, Volkan, Hakan da gelmişler ziyarete. Annemin yanına tek tek girdik. En son ben girdim. Yengemlerin neden olduğunu anlayamadığım acelesi, ben içerden çıktıktan sonra anlaşıldı. Anneannemin kalbi tutmuş gece, hastaneye kaldırmışlar. Bizi arayıp söyleyememişler de zaten annemden dolayı iyi değiliz diye.

Anneanneme gittik hastaneden çıkınca. Gece boyu hastanede kalmış, yatıralım anjiyo yapalım diye düşünmüşler ama boşta yatak olmayınca sadece bekletmişler hastanede ani birşey olursa diye.

Kalbi tutmuş.
Dün gündüz Volkan işe gitmiş, dayım telefonunu tamire vermeye, Birgül'le yengem de Tunca'yı gezdirmeye. Herkes evden çıkınca, anneannem de kurmuş kendince; Nurten'e birşey oldu, bana söylemiyorlar, herkes birlikte cenazeye gitti bugün diye. Akşam geldiklerinde sormuş noldu, bana neden söylemiyorsunuz diye. Yok, öyle birşey olsa biz sana söylemez miyiz demişler ama inandıramamışlar. Yatmış, iki saat sonra kalbi tutmuş.

İyi gözükmeye çalışıp "Anneannem" dedim, "anneme birşey olmuş olsa ben böyle durabilir miyim" dedim. Birkaç gün önce, anneme yemek yedirirlerken çektiğim bir fotoğrafı vardı, onu gösterdim, "bak yemek de yiyor artık" diye. Gülümsedi, ağladı ama gülümsedi anneannem. Bana inandı, onu kandırmadığıma, anneme birşey olmadığına inandı. Kandırmıyordum da aslında, hala yaşıyordu annem. Başka hiçbir şey yolunda değildi, iyi de gitmiyordu ama en azından yaşıyordu. Uyanıktı, kendindeydi, yaşıyordu.


7 Mart 2016
Tabii ki anneme söylemedim anneannemi. Sadece onun bi fotoğrafını da anneme gösterdim, bak Volkan çekmiş de göndermiş diye. Annem de onu görünce ağladı.
Benim yanındayken kendisini özlediğim gibi, annem de yanında olamasa da annesini özlüyordu işte. Benim annemin varlığına ihtiyacım olduğunca, annemin de anneannemin varlığına ihtiyacı vardı. Ve o ihtiyacın yerini hiçbir şey dolduramıyordu, dolduramazdı biliyordum artık.


9 Mart 2016
Geçen ay, bronkoskopiden üç gün sonra ciğerler tekrar kapanınca, sürekli yeniden bronkoskopi yapmamız mümkün değil ve zarar da verir demişlerdi.
Ama şu an hali hazırda bir tüple ciğerlerine ulaşılabilir durumda olduğu için bronkoskopiyi tekrarlamak istediler. Bugün telefonla arayıp anlattı Ayfer Hanım. Eğer hemen onay verebilirsek yarını beklemeden bugünden yapmak istediklerini, ne kadar çabuk olursa o kadar iyi olacağını söyledi. Olur dedim telefonda. Bugün yapsınlardı, ben gelince imzalardım onam formunu, sorun yoktu.

Yaptılar. Belki bir alanı açabiliriz ve solunumu odaya (hatta belki eve) çıkabileceği bir cihaza bağlanabilecek kadar rahatlatabiliriz diye düşünmüşlerdi. Olmadı.

Boğaç Bey dedi ki "Sol akciğerin kapalı olacağını ve bizim açmamız gerektiğini düşünürken açık bir akciğerle karşılaştık. Açık, içeri hava giriyor.. Ama aynen çıkıyor! Vücudun oksijen ihtiyacını sağlayan, nefes alıp verme arasında havadaki oksijenin vücuda aktarımını sağlayan bronş duvarları tamamen tümörle kaplanmış"
Açık ama bir işe yaramayan bir sol akciğer var orda..

Sağ taraf şimdilik açık ve yarım da olsa işlevini yerine getirebiliyor.. Ama şimdilik.. Kısa süre sonra o da kapanacak tümüyle..

Peki ne olacak dedim.. Nasıl ilerleyecek? 
"Verdiğimiz oksijen desteğini artıracağız.. Olabildiği noktaya kadar.. Ama bir noktada tümüyle kapanacak. Bu arada kanda karbondioksit oranı yükselecek, bu anksiyeteye, hırçınlığa sebep olacak.. Kendini kaybedecek bazen. Sakinleştiricileri artıracağız. Ağrılarını dindirmek için morfin yapmaya başlayacağız.
Sonra sona gelecek."

Canım çok acıyor anne! 


11 Mart 2016
Bronkoskopiden beri bir parçacık daha iyi gibi düşünmek istiyorum içten içe, ama tabii yanılıyorum. Daha iyi değil. Aynı da değil. Kötüleşiyor günden güne. Morfin vermeye başlamışlar bugün.

Bugün okuldan geldiler, fakülteden. Hasan Abi gelecekti, Sinan Abi'yle İzver Abla da gelmişler. Tek tek aldık içeriye. Aslında yoğun bakımda bu kadar ziyaretçinin izni yok. Ama benim zihnimin bana annemi iyi göstermek istemesine rağmen, ben de doktorlar da biliyoruz ki artık bir dönüşü yok bunun ve arkadaşlarını görmek onu birazcık bile iyi hissettirecekse izin vermekte sakınca görmüyorlar.

Üçü de "bak, iyisin Nurten, düzel de okula gel artık" dediler ona, ama dışarıda gözlerine bakınca öyle olmadığını anlıyordum ben işte.


12 Mart 2016
Haftasonu geldi yine.
-Bunun annemin son haftasonu olduğunun farkında olamadan geçen bir haftasonu-

Hastaneye gittiğimde beni odaya almadan önce doktoru konuşmak istemiş. Boğaç Bey'le konuştuk. Uyutmuşlar yeniden. Karbondioksit değerleri yine yükselmiş, sinir sistemi hırpalanıyormuş artık, "uyutmamız gerekti" dedi.

Ben gittiğimde babam içerdeydi. Ben girince o çıktı. Geliyorum dedim.
İçeri girdim, yanına. Yüzüne baktım. Elini tuttum. Beni duyarsa diye ağlayamadım; gözümden süzülen yaşlara hakim olamasam da sesimi çıkaramadım. Öptüm yanaklarını, ellerini. Sadece "anne" dedim, "n'olur bir kez daha bak bana, n'olur burda bitmesin, n'olur seni sevdiğimi söyleyebileyim yeniden".

Hastaneden çıkarken babamla hiç konuşmadık. Konuşamadık. Birbirimize bile bakamadık. İkimiz de aslında bildiğimiz şeyi birbirimize farkettirmemek için birbirimizden uzak durduk. En kısa yoldan ayrıldık. Ben ağladım yanından ayrılınca. Sokakta, başka insanların yanında ağlayamayan ben ağladım sessizce. Görmesem de biliyordum, babam da ağladı benim yanımdan ayrılınca. Eve gidince ya da. Annem gidiyordu işte ve biz hala hiçbir şey yapamıyorduk.


13 Mart 2016
Ömer'in doğumgünü bugün. Doğumgününde annemi öyle görmemek için gelmedi benimle. Akşam yemek yiyecektik Meral anneyle birlikte, ben hastaneden çıkıp gidecektim.

Gittim hastaneye. Uyuyordu biliyordum ama ben onu görürüm, o bana bakamasa da diye düşünüp gittim.
Uyandırmışlardı! Gözlerime baktı, seni seviyorum dedi. Ben de anne dedim. Öptüm, öptüğümü farkederken öptüm.

Yorgundu çok, yüzünden belliydi. Hiç olmadığı kadar belliydi. Sona geliyorduk artık. Kabul etmek istemesek de ordaydık artık.


14 Mart 2016
Üniversitedeydim bugün. Annemin odasında. Eşyalarını karıştırdım. Arkadaşlarını gördüm. Odasından almak istediğin birşey var mı dediler. Daha değil dedim, daha yaşıyor annem.

Serkan'la Tarık Abi'yle konuştum, "Cumartesi uyutmuşlardı, dün uyanıktı ama yeniden uyutabilirler, görmek istiyorsanız bugünlerde gelin" dedim. "Bugün gelelim" dediler. Hastanede buluştuk. Yanına çıktık. Tek tek içeri aldığımız için önce Serkan'la ben girdik, Tarık Abi dışarıda bekledi.

Uyutmuşlardı yeniden. Boğaç Bey odaya geldi. Değerleri çok düşmüş yine, uyutmuşlar. Tansiyonu bile 6/3'e kadar düşmüş. Karşısında durdum, söylediklerini dinlemeye çalıştım. Ama bir yerden sonra olmadı, dinlemeyi beceremedim. Bir cümle öncesinde demişti ki, "artık bu akşam, yarın". Sonrasını duymadım. "Bu akşam, yarın". Ordaydık işte. Sonda. İki gün önce demiştim ki, bir kez daha bana baktığını göreyim, onu sevdiğimi söylediğimi duysun. Öyle oldu. Bana bir kez daha baktı, bir kez daha elini tuttuğumu, öptüğümü farketti, onu sevdiğimi söylediğimi duydu. Sonra yeniden uyudu. Bu kez uyanmamacasına.

Boğaç Bey odadan çıktı. Serkan'a bakamadım. Anneme de bakamadım. Hangisine baksam orda ağlamaya başlayacaktım ve duramayacaktım biliyordum. Pencerenin önüne gidip dışarı baktım ben de. İki binanın arasından gözüken göğe, bulutlara. Sonra yatağın yanına döndüm, elini tuttum. Beni hissediyor mu, orda olduğumun farkında mı bilemeden öylece elini tuttum. Yüzüne baktım. Bütün o düşen değerleri gösteren ekrana baktım. Elindeki serum bağlantılarına baktım. Yine de Serkan'a bakamadım. Orda, o odanın içinde beni anlayan, benimle birlikte üzülen birinin gözlerine bakamadım. Gözümden yaş akmasına engel olmaya çalıştım, olmadı. Farkettirmemeye çalıştım. "Kahve" dedi Serkan, "Biraz sonra" dedim. Odadan çıktı. Ben kaldım. Annemin eli elimde, kaldım. Beni duymadığını bile bile konuştum, belki hissediyordur diye umarak.

Biraz sonra ben de çıktım. Orda kalmaya, beklemeye, neyi beklediğimi bilerek öylece beklemeye dayanamadım. Dayanamayacaktım da, "hastaneden çıkalım" dedim. Çıktık, karşıya geçtik. Güğüm'de oturduk, annemi tanıyan insanlarla, Haşmet Abi'yle, Tarık Abi'yle, Serkan'la, tanımasalar da Devrim ve Emel'le.. Orda öyle, elimde rakı kadehiyle, önüme bakarak oturdum. Sustum sadece, konuşamadım. İçimden bağırdım ama ne ağlayabildim, ne sesim çıktı o akşam. Sonra bir an, bahçede, birden çözüldüm, ağlamaya başladım. Susturmaya çalışmadılar, sadece sarıldılar. Sakinleştim.

Sonra gecenin devamında, Serkan'la Devrim'le birlikteyken telefonum çaldı, hastaneden arıyorlardı. 23:31'di. Kalbi durmuş 23:10'da, CPR'la tekrar canlandırmışlar. Ama yeniden durmuş. Bitmiş, sonmuş o.
23:31. Artık atmıyordu annemin kalbi. Annem yoktu. Gitmişti.


14 Mart 2016 gecesi
Hastaneye gittim, Ömer'i de alıp. Önce yanına sokmadılar, hazırlıyorlar, kabloları, vs topluyorlar dediler. Bekledim. Yanına girdiğimde öylece yatıyordu yatakta. Soğuk, gözleri kapalı ama uyumuyor aslında, aslında yoktu. Elini tutamadım, sarmışlardı vücudunu. Sadece yüzüne baktım, eline uzandım o kefenin üstünden. Ağladım.

Babam geldi, dayımlar geldi, Volkan, Hakan. Bengü, Yelda. Anneanneme ne diyeceğiz dedim. Hakan ısrar etmiş, getirmişler ben hastaneden çıktıktan sonra. Görmüş annemi son saatlerinde. Anlamış.

O odadan çıkarken durdum. Gözlerimi sildim. Ağlamayı bıraktım. İnsanın üstüne böyle anlarda bi katılık çöküyormuş, taşlaştım orda. İnsanların yanında ağlayamama halim ilk defa işe yaradı.

Yapılması gerekenler vardı ve benim yapmam gerekliydi onları. Annemin ölüm belgesini aldım başhekimlikten. Ayakta zor dursam da ağlamadım.

Haşmet Abi, Serkan, Devrim gelmişler arkamdan. Onları gördüm, sarıldım. Ağlamadım.

Anneanneme benim söylemem lazımdı. Benden duyması lazımdı, beni görmesi lazımdı ki kalbi dayansın buna. Kızını kaybettiği için kalbi yenik düşmesin, ben de hem annemi, hem anneannemi aynı anda yitirmeyeyim. Arabaya bindik, sustum, ağlamadım.

Dayımlara gittik, anneanneme sarıldım. Anneannem "Benim sıramdı" diye ağlarken, ben içime döktüm yaşları. O gece anneannemin karşısında ağlamadan durdum, durabildim.

Ama orda kalamadım. Eve gitmek istedim. Koltuğa uzandım. Üstüme çöken ağırlığa yenildim. Ağlamadan durabilme katılığını orda kaybettim, kısacık uykumdan ağlayarak uyandım. Sonra yeniden uyumadım da zaten.

Annem yoktu ve ben bu dünyada yalnızdım!

09 March 2016

...

Eziyet çekmesindense, o eziyeti yaşamadan göğe uçmasını dilemek çok mu duygusuzca?

29 February 2016

Anne Günlüğü / Şubat 2016 - 2

16 Şubat 2016
Toplantıya gittim bugün, Serkan'lara.

Toplantıdan önce Sultanahmet'te kahve içtim. Birkaç hafta önce bitirdiğim kitabı yeniden yanıma almıştım, birşey gelmişti aklıma ve ona bakacaktım. Evet, benim hayatım şu dönemde ne kadar da Cheryl'inkine benziyor (olaylar benzemese de duygular, hisler, beklentiler, umutlar, umutsuzluklar, çaresizlikler, vs.. aynıydı neredeyse) diyordum ve gece (belki de rüyamda) aklıma takıldı, Cheryl'in annesinin hastalığı neydi diye. Baktım. Öyleydi. Akciğer kanseriydi ve o hastanede 1 sene yaşar dediklerinden 54 gün sonra gitmişti annesi.
-ve benimki de neredeyse aynı sürede gitti işte-

Kitabın bir yerinde bir cümle okudum ve "farkında olmadan bildiğim şey" bi bomba gibi düştü hayatıma..
"Hayatımın geri kalan kısmını annem olmadan geçirecektim"!

Ağladım orda, sokakta. Durdum öylece, kıpırdayamadan.

Sonra makyajımı düzelttim. Toplantıya gittim.
Annemi sordular, kısacık anlatabildim durumu; daha fazlasını söylemeye çalışırsam dağılacaktım orada. Biraz önce okuduğum cümleyle idrak ettiğim şey zaten büyüktü içimde, kocamandı. Birşey söyleyebilir durumda değildim. "Sonra", dedim. Zaten hafta sonu odayla geleceğiz dediler.


16 Şubat 2016 gecesi
Bugün çok yorulmuş, iyi gözükmüyordu. Ama cihaz bağlantısını çıkarıp, arada dinlendirmek için bağladıkları oksijene geçmek istedi. Birazcık yemek yemek istedi. Dinlendirdikten sonra yeniden cihazı taktık. İyi sanırım diye düşündüm, bunlar iyiye işaretler.

Değilmiş!
Gece 00:00 olmamıştı daha. Hep olduğu gibi gene terliyordu sürekli, odanın kliması sondaydı. Cihazı çıkarmak istedi yeniden. Yeni taktık biraz daha kalması lazım dedim. "İstemiyorum artık" dedi, sesi çıkmıyor olmasına rağmen "yeter, yeter, yeter" diye bağırmaya başladı ve cihazı çıkardı yüzünden. Hemşireye haber verdim, müdahale ettiler, yoğun bakıma haber verdiler. Yoğun bakımdan geldiler, kan gazına bakıldı, karbondioksit oranları yükseldiği için oluyormuş bu; hem kötüye gitmesi, hem de cihazı çıkaracak, sesi çıkmıyorken yeter diye bağırıp istemiyorum artık demesine sebep olacak ölçüde kontrolünü kaybetmesi..
Yoğun bakım doktoru geldi, Ayfer Hanım. Yoğun bakıma almamız gerekli dedi. "Alın lütfen" kelimeleri döküldü ağzımdan. Aslında demek istediğim;
Lütfen alın, lütfen, onu bu kadar çaresiz görmeye dayanamıyorum ben artık. Ve artık, bu gece gördüğüm halinden sonra kendine birşey yapmasından da korkuyorum.

Ömer geldi, babama gelme dedim. Dayımlar, Asuman teyzemler geldi. Ben kocaman şiş gözlerimle, artık gözümden göz yaşı dökülemez halimle, zorla uyumaya çalıştım. Uyuyamadım. Kalktım, uyanık da kalamadım. Öyle içim bomboş, hiçbir şey hissedemez ama aynı anda da dünyanın altında ezilir halde durdum sadece.
-Epikriz raporunda "Hastanın genel durumu bozulması ve solunum sıkıntısı nedeniyle yoğunbakım ünitesine devredildi." yazmışlar. O geceyi, hissettirdiklerini, uykusuzluğu, umutsuzluğu, annemin gözlerinde gördüğüm yorulmuşluğu, vazgeçmişliği, hepsini bir tane ruhsuz cümleye sığdırmışlar.-


17 Şubat 2016
Uykusuz, bölük pörçük göz kapamalarla geçen gecenin ardından sabah odayı boşalttık. Eşyalarını toplayıp, bize götürmek üzere çantalara/poşetlere koyduk.
-Hala açamadım o çantaları evde, öylece duruyorlar bir kenarda ve benim elim hala gitmiyor hiçbirine..-

10:00-11:00 arasıydı yoğun bakımın ziyaret saati, onu bekledim.. Annemi görmek istedim o hastanenin kapısından çıkmadan önce. Girdim, Uyutmuşlardı gece. Konuşamadım, gözlerine bakamadım. Öyle durdum yanında sadece.. Beni, varlığımı hissediyor mu, bilemeden öylece durdum.

Gece Ayfer Hanım'dı nöbetçi, sabah Fatma Hanım vardı. Yoğun bakım ünitesinin dört sorumlu doktorundan biri. Neden uyuttuklarını anlattı; karbondioksit değerleri çok yüksek olduğu için bağlı kabloları, serumu vs çıkarabilir, yerinden oynatabilirmiş, farkında olmadan kendine zarar verebilirmiş, o yüzden uyutmaları en iyisiymiş. Değerler düzelince uyandıracaklarmış. Hepsi anlaşılır cümlelerdi, mantıklı, öngörülebilir. Ama hepsi can acıtan cümleler oldular içimde, kırıldım, yenildim onların karşısında.

Akşam hastane yerine eve geldim, kendi kendime "yanlış bu orda olmam lazım benim" diyerek. Yapacak birşey yoktu, eve geldim. Annemi orda bırakıp, eve geldim.


18 Şubat 2016
Dün konuşmuştuk doktorla, Fatma Hanım'la. Bir onam formu imzalamamız gerekliydi. Uyutup, boğazından indirdikleri tüple bağlamışlardı makineye aslında, ama daha iyi olanı trakeostamiyle gırtlağından tüpü sokup boğazında oluşabilecek tahrişi engellemekmiş. Onay vermemi istediler. Fazla bir seçeneğim yoktu aslında, yoğun bakımdaydı artık ve onay vermemek birşey olursa müdahale etmeyin demekle aynı anlama geliyordu. Nasıl derdim ki onu? Olmazdı! İmzaladım ben de onam formunu. Sadece trakeostamiyi yarın gün yapmalarını istedim. O sırada hastanede olmak istedim. Birşey ters gitse, yapabileceğim birşey olabilirmiş gibi orda olmak istedim.


19 Şubat 2016
Trakeostami günü.
Bütün gün hastanenin kantininde oturdum. Bekledim. İşlem tamamlandı demelerini, bir sorun çıkmadı demelerini, olmazdı biliyorum ama hatta uyandırdık demelerini.
İşlem tamamlandı, sorun çıkmadı. Ama uyandırmadılar. Farkında olmadan serumları yerinden oynatmasın diye ellerini bağlamışlar. Canımı yaktı ellerinin bağlılığı, o yatağa bağlı olma, hiç kıpırdayamadan öylece yatma hali..


21 Şubat 2016
Uyandırmak için ilaçları azaltmaya başlamışlar. Hala sersemlik var üstünde ama gözleri açık, uykulu da olsa beni tanıyordu işte.


22 Şubat 2016
Uyanmış! Konuştu benimle!
Hala sesi çıkmasa da konuştu, dinledi.

Anne, özledim seni, 4 günde hiç özlemediğim kadar çok özledim belki de.


23 Şubat 2016
Bugün anlattım neden yoğun bakımda olduğunu. Boğazındaki tüpü anlatmışlar tabii ama neden orda olduğunu, neden trakeostami yapıldığını, ne zamandır yoğun bakımda olduğunu, ne kadardır uyuduğunu, neden benim yanında kalamadığımı, ...
Ben anlattım, o dinledi. Soru sormak yerine sadece gözlerime baktı. Beni yıkıp geçen bakışlarla baktı, umudunu tüketmiş bakışlarla..
Umut yoktu, ben biliyordum, ama onun kendisinin bildiğini görmek daha karanlıktı işte.


27 Şubat 2016
Varis çorapları giydiriyorlardı birkaç gündür. Bacaklarındaki ödemi alsın diye.. Onlar da yara yapmışlar dizlerinin arkasında, canı bir de onun için acıyordu.
Bugünlerde hep canı acıyor annemin. Ve ben birşey yapamıyorum.

22 February 2016

beyin fırtınası.. vol.1

yorgun. kelimeler aklımda. sokak. zihnimi boşaltmak. yürüdüm. aydede. ağırlık içimdeki. bira. soğuk. irlanda. aroma. hareket. ses. yüksek. uçtum. uçmak istiyorum. ben. sen. biz olamadık. yazı. kalem. gidenin ardından bakmak. acı. duygusuzluk. soğuk. buz tutmak. kanadım. kanıyorum. yarayı kapatmak gerek. yara neyle kapanır? neden? sorular. cevapsızlık. manasız yanıtlar. anlam yok. kalmadı. gidelim. nereye? yol almak. sadece "gitmek". bir yere değil, sadece, öylece "gitmek"! rüzgar. doğa. doğdum. bebek. yeni bir yaşam. soru. kendime. emin olamıyorum. yapabilir miyim ki? nasıl?! güçlüyüm. güçlü durmaktan başka bildiğim var mı hayatta? hep güçlüyüm. yenilmeyi biliyorum, ama yenik durmayı öğrenemedim. iyi mi bu? hayır! yok! kim? birliktelik bu mu? ya aşk? aşık mıyım? alyoshka? geçmiş. gelecek. yalan söylemek. neden dürüst olamıyoruz hiç birimiz. kendimize bile. yorgunluk. her kapanan kapının ardında yeni bir başlangıç var. hepsinin bir sebebi var, hep vardı. geleceğe bakmak. yazmak. yazdıklarımı hatırlamak. okudum. neden büyüdüm ki? neden büyüdük? çocuk olmak. çocuk kalmak. minik eller. kocaman, derin bakan gözler. su gibi. derin. deniz. suyun altı. en dipte durmak. nefessiz kalmak. balık oldum. balık olsam. mümkün mü? gerçekten? gerçek ne?

kırık dökük..

Sevincinin içinde kalması böyle bir duyguymuş. Öğrenmek zorunda kalıyorum.

Bir adım sonrasında o sevincin kursağında kalmasına duyduğun korku hiç bilmediğim birşeymiş benim.

Yanımda olmasını istediğim insanlar var. Ama istiyorum ki onlar sarsın beni, ben itsem de, istemesem de..  Onlar ısrar etsin, yanımda kalmak için tartışsın, gerekse kavga etsin benimle.. Bana rağmen yanımda kalsınlar. Zaten bir tek onlar kalsın, geri kalan herkes gitsin. Yalnız olurum gerekirse ama benim elimi uzatıp, yardım istememi beklemeden (bunu yapmayacağımı da bildiği için hatta) yanımda duran yoksa, kimse olmasın madem.

Kocaman bir boşluk taşıyorum. İçim kırık.. Çok şeye kırgın, çok insana...
Dağılmaya bir adım ötede olduğumdan belki, görmezden geliyorum kırıklıkları, kırgınlıkları. Kapıların ardına saklıyorum içimde.. Göremeyeceğim, sesini duymamı engelleyen, gözden ırak köşelere..

Hayatta her şeyin bir sebebi var, biliyorum. Her şey başka birşeye bağlı gelişiyor da sen o bütünü çok sonradan görebiliyorsun ancak. Anlıyorsun beki o noktada ama o kırıklığı da bir kez yaşamış oluyorsun işte! Zaman geri alınmıyor. Geleceğe dönemiyoruz biz hayatımızın kurgusunda..

16 February 2016

İdrak

Bi kitaptan (Yaban) bi cümle okudum ve "farkında olmadan bildiğim şey" bi bomba gibi düştü hayatıma.. "Hayatımın geri kalan kısmını annem olmadan geçirecektim"!

15 February 2016

Anne Günlüğü / Şubat 2016 - 1

1 Şubat 2016
PET-CT için son iki gün. Sonra hastaneye yatıracağız seni, anne.


1 Şubat 2016 gecesi
Acildeydik yine. Yedikule'de. Dayım getirdi, ambulans istemedi annem. Yedikule'ye gitmek istiyor diye..

Oksijen verdiler, röntgen çekildi. Kan tahlilleri tabii.
Sıvı çekemeyiz dediler, çekilebilecek kadar sıvı birikmesi gözükmüyormuş. Sol akciğer kapalı ama sıvı değil.. Tümör!


2 Şubat 2016
Bugün annemlerde kalacağım, sabah 5:30'da kalkacağız, 6:30'da çıkacağız hastaneye gitmek için. Geceden içmesi gereken kontrast madde karıştırılacak su var. Onu içecek..


2 Şubat 2016 gecesi
Yine acil!
Bu kez Esenyurt'ta ve bu kez ambulansla. 

22:30 gibiydi eve gidebildiğimde. Beni bekliyorlarmış zaten. "Ben çok kötüyüm Pınar" dedi, "hastaneye götürün beni".  Gündüz düşmüş, tuvalete gitmek için kalktığında nefesi tıkanmış, yemek de yemediği için halsizlik de var, düşmüş başını çarpmış. 

Annemi giydirdim, taksi çağırdık. Annemi yerinden kaldırdık, üç adım attı, dördüncü adımda yığıldı kollarımın arasında. "Ben ölüyorum galiba Pınar" dedi. Dünya yıkıldı o an üstüme! Hayır dedim, öyle söyleme dedim. Ama ben bile inanmadım galiba söylediğime. 

Bir sandalye hemen, oturttuk. Su verdik, elini yüzünü sildik. Taksiyi aradık iptal ettik. Ambulans çağırdık. 

Ambulans geldi, Esenyurt Devlet Hastanesi'ymiş en yakındaki hastane, oraya gittik. 

Ambulansta tansiyonu 20/16'ydı. Oksijen verdiler, kan tahlili yaptılar. Oksijenle birlikte birkaç ilaç eklediler solunumu için. Serum taktılar. Dil altı hapı verdiler. 
Tansiyonunu düşürüp, nefes almasını biraz rahatlatınca eve gönderdiler. 03:30'du eve geldiğimizde. 

Kontrast maddeli ilacının eklendiği suyu içirdik. Biraz uyumaya çalıştı; koltukta.. Yatar vaziyette uyuyamıyordu ne zamandır. Koltukta biraz dikey şekilde uyuyabiliyordu ancak.. O da çok kısa süreyle.. 


3 Şubat 2016
Uyuyamadım tabii!

Sabah 5:30'da kalktık. Kontrast maddeli sudan biraz daha içti.
Giydirdim, taksi çağırdık. Taksiye indirmek çok zordu, ayakta duramıyor, nefes alamıyordu annem. Yanımda, dibimde.. Ben hiç birşey yapamadım malesef. Sadece iyisin dedim, sakinleştirmeye çalıştım. O kadar.. 

Gittik Çapa'ya. Bekleme salonunda biraz fazla bekletildik. Girişteki görevliyle tartıştım. Sinirlerimin bozukluğundan kendimi tutamadım. Ağlamaya başladım. Malesef annemin önünde.. 

Annemi içeri almalarından sonra babamla konuştuk, hastaneye yatıralım bugün direkt diye. Neresi olur diye düşündük. 

PET-CT çekildi. 

Çapa'dan çıktık. Taksiye bindik. Millet Caddesi'nden çıkıp, Davutpaşa'ya döndük, Koç Üniversitesi Hastanesi'ne gittik. Acile.. 
- O taksiden indirip hastaneye girdiğimiz kısacık 10 mt'de aldığı hava, açıkhavada attığı son adımlarmış. O anın ne kıymetli olduğunu bilemedik tabii o zamanda.- 
Hemen içeri aldılar; kan tahlili, ekokardiyografi çekildi, akciğer röntgeni çekildi, şekerine, nabzına, tansiyonuna bakıldı. Tabii ki oksijen bağlandı. 
Acil doktorlarından sonra göğüs hastalıkları uzmanları geldi. Yatırma kararı verdiler. 

Oda numarası 5107. 

Öğleden sonra toplantım vardı, çıkmak zorunda kaldım. Babamı bıraktım yanında. Çıktım. 
Sonra geldim. Pijama istemişti benden, onu da aldım geldim. Hastane önlüğüyle rahat olduğunu söyleyince pijamayı giydirmedik. Sonra giyer dedik, biraz ayaklanınca.
-O pijamayı hiç giyemedi :( -

Gece ben kaldım hastanede. İlk gece.. İlk "fiziksel yorgunluğumu hissetmediğim" uykusuzluk..


5 Şubat 2016 
Dünyanın en kötü şeyi senin başına gelmiş gibi hissetmek böyle birşeymiş!

PET-CT sonuçlarını aldım bugün. Raporu dosyasına koymak için alırlar diye raporun fotokopisini çektirdim, cd'sini kopyalattırdım. Sonra o kapısında Onkoloji Enstitüsü yazan kapıdan içeri girdim. Bekledim. Doktorla konuştum.
Baktı, sadece "kemoterapi" dedi.
"Cerrahi müdahale?" dedim, "mümkün değil" dedi.
"Hastaneye yatırdık" dedim, "çıkınca gelirsiniz" dedi.
-Çıkamadı annem o hastaneden hiç-

Dışarı çıktım, hastanenin bahçesinde yürüdüm. Bir yere oturdum. PET-CT raporunu okudum. Doktor değildim belki ama anlıyordum ne yazdığını. Sol akciğerde çok büyük. Sağ akciğerde biraz sıçrama. Kemik ve iskelet sisteminde. Ciltte. (beyin pet-ct'ye dahil edilmemiş olduğu için orada olup olmadığını bilemedik tabii, ama akciğer kanserinin ilk sıçradığı yer ve kemik-iskelet sistemi deyince akla omurilik geldiği için neredeyse emin olarak düşündüm; beyinde.)
Kendi kendime;
"Dünyanın en kötü şeyi senin başına gelmiş gibi hissetmek böyle birşeymiş!" deyiverdim. Yüksek sesle, nerede olduğumun farkına varmadan. Çünkü dünyanın en kötü şeyi benim başıma gelmişti, gerçekten. Bir an, bir saniyecik zamanda her şey kayboldu; ben vardım, annem vardı. Ve o artık yoktu.


5 Şubat 2016 gecesi
Dışarda olmam gerekiyordu gece. Dışarda olmam, nefes alabilmem, ağlayabilmem, dağılabilmem gerekti.. ki annemin yanındayken olmasın bunlar..
Hissedebilmem lazımdı, canımın acıması, içimin burkulması, üstüme birşey düşmesi, idrak etmem gerekti..

Çıktım ben de. Babam kaldı hastanede, ben çıktım.

Dart atınca biraz iyi gelir gibi geliyordu, gelmedi.
Gece, ortalık sakinken dışarda yürüyünce biraz iyi gelir gibi geliyordu, gelmedi.
Beryl'in doğumgünü, oraya uğrarsak, biraz iyi gelir gibi geliyordu, gelmedi.

Bir tek şey "doğru" geldi (iyi değil, doğru).. Beryl'e giderken Çinili'ye uğrayıp, annemin durumunu annemi tanıyan birine anlatmak.. Bir tek bu, başka her şeyin üstüme geldiği, ağırlığıyla beni ezdiği zamanlar içinde, bir parçacık hafifletti içimdeki ağırlığı.


6 Şubat 2016
Hastanede otururken birden farkettim ki biz kimseye haber vermedik. Bir tek dayım.. Başka kimse bilmiyor.
Kısa yoldan haber verdik herkese, aynı anda.. facebook'ta kapalı aile grubuna yazdık, herkes öğrendi.
Akşamüzeriydi. O an her şey değişti, telefonlarım sürekli çalmaya, sürekli her şeyi baştan anlatmaya başladığım gündü işte.


7 Şubat 2016
Anneme yemek yedirmeye başladım bugün.
Kendisi yerken yorulduğu için, yemiyordu, yiyemiyorum deyip bırakıyordu. Ben yedirmeye başladım.

Annem hep her işini kendisi yapan, mutfaktan bir bardak suyu bile başkasından istemeyen, asla başkasını kendisi için yormayan bir kadındı. Ve bu durumda olmak, yatağa bağlı, tuvalete bile kendi başına gidemeyen, yemeğini kendisi yiyemeyen biri haline gelmiş olmak onu hepsinden çok acıtıyordu galiba. Gözlerinden anlayabiliyordum.


8 Şubat 2016
Ses tellerinden birini işlevini kaybetti, artık konuşamıyor. Konuşmaya çalışıyor, biz de dudak okumaya çalışıyoruz ama sesi çıkmıyor, ya da en iyi durumda çok az çıkıyor.

Telefonunu ben aldım, artık bende duruyor telefonu. Ben konuşuyorum arayanlarla.

Ömer turneye gitti bugün. Ben yalnızım, iyice yalnızım artık.


9 Şubat 2016
Bronkoskopi yapmamız gerek dediler. Riskleri varmış; komplikasyon olabilir ve hatta hastayı kaybedebiliriz dediler. Ama yapmak zorundalarmış. Yapmazlar ve sol akciğerinde biraz alan açamazlarsa zaten kemoterapiye başlayamazlarmış. O da zaten çok uzun olmayan bir zaman içinde hastayı kaybetmek anlamına geliyormuş.

İzin verdik. Ama istedim ki ertesi gün yapılsın o bronkoskopi.
Ben işlem sırasında hastanede olayım. Birşey ters giderse orada bulunayım, yanında olayım. Hem de birşeyin ters gitme ihtimalinden önce anneannem görsün.
Tamam dediler, annesini hemen getirin, bu sabah iyi gözüküyor hemen gösterin.

Getirdik. Anneannem geldi, karşısına oturttuk. Zatürre dedik.
İnanmadı bence ama inanmış gibi yaptı.
Çok kalmasına izin vermedik. Kalamazdı da zaten. Hem annem hem anneannem açısından, ikisi de birbirine üzüntüsünü farkettirmemek için kıvrandı karşımda nerdeyse. Ve ben hayatımda gülmek için kendimi daha çok zorladığım bir zaman hiç hatırlamıyorum!

Bugün her şey çok zordu. Hastaneye noter getirip, annemin hesaplarına erişim için bana vekalet verdirdik bir de. Sanki ona kesin birşey olacakmış da biz para hesabı yapıyormuşuz gibi geldi. Öyle olmadığını mantıklı düşününce biliyordum tabii ama mantıklı düşünmesi de mümkün değil ki her an.


9 Şubat 2016 gecesi
Annemi kaybetme ihtimali olan bir operasyona izin verdim ben bugün. Ve bunun ağırlığıyla uyuyamadan yarını bekliyorum.


10 Şubat 2016
Bronkoskopi günüydü bugün.
Annemi odadan çıkarıp, ameliyathaneye götürdüler. Kapısına kadar ben de gittim yanında.
Orada, o ameliyathane kapısında elini bıraktım, içimdeki kocaman endişeyi umuda çevirmek için kendimi zorlayarak yukarı çıktım yeniden. Odaya girince, orada olmayan yatağın boşluğu, içimdeki boşluğu büyüttü.

Dayım geldi, yengem geldi. O boş odada öylece oturduk. Alptekin abi geldi, annemin arkadaşı. Bronkoskopiyi bilmeden, annemi görmeye gelmişti aslında. Olamadı.

Bekledik. Konuşamadan.. Sustuk, durduk.

Saat 11:00'de kapı açıldı, Sinem Hanım geldi, doktoru. "Operasyon iyi geçti, sol akciğerde birikmiş sekresyon varmış, onu temizledik, şimdi daha rahatlayacak ve belki de eve çıkarabileceğiz kısa bir süre içinde" dedi.
İçimdeki umut, endişeyi yendi!


11 Şubat 2016
Onkoloji doktoru Fatih Bey, daha önce Yedikule'de yapılan biyopsinin örneklerinde iki madde arattırmamızı istemişti. Dün bronkoskopi yapıldıktan sonra Yedikule'ye gidip, Yedikule bu işlemi kendisinin yapamayacağını söyleyince, tutanakla biyopsi örneklerini almıştım. Onları hastaneye teslim ettim.


13 Şubat 2016
Haftasonu.

Gündüzünde ofise gidemediğim günler daha zor geçiyor. Orada, yanında kalmak çok önemli
-ve şimdi bugünden bakınca herşeyden çok kıymetliymiş o anlar-
ama yanındayken kendini ayakta, güçlü ve umutlu tutmayı başarmak da bir o kadar zor.

Bu haftasonu daha zor.
Bu sabah Sinem Hanım dedi ki, Çarşamba günü bronkoskopide açtıkları alan yeniden kapanmış. Dünkü akciğer filminde farketmişler. Bronkoskopi 3-4 günde bir tekrarlayabilecekleri bir işlem olmadığı için de oranın açılmayacağını kabul ederek duruma bakmaları gerekiyormuş.

Bu konuşmadan sonra yanına girmem gerektiği için tuvalete gidip makyaj yaptım. Ağladığımı görmesin annem diye.

Gece dışarı çıktım. Beryl'le başladık akşama, rakı içtik.
Bugün KMO genel kurul yemeği vardı, gördüm Benusen'de.. Beryl'le önünden geçtik. İçeri girelim diye düşündüm, hemen vazgeçtim. Orada herkese annemi anlatmak çok zor geldi. Yapamadım.

Beryl'e söyledim, Fırat'a söyledim. Dağılacağım bu akşam beni toplarsınız dedim.
Topladılar.
En çok Soner topladı. Kadife Sokak'tan aşağı yürürken içimde birşey boşaldı bir anda, hıçkırarak ağlamaya başladım. Normal benim hiç yapmayacağım bir yerde ve zamanda; sokak ortasında ve nerdeyse hiç tanımadığım birinin yanında!


14 Şubat 2016
Odanın seçim günü. 
Annem telefonla onu takip ettirdi, kim seçildi, ne oldu diye. 

Kanser olan, kanser olduğunu bilen, içten içe çözümsüz bir yolda yürüdüğünün farkında olan, yataktan kalkamayan, yemek yiyemeyen bir kadın, annem, yattığı yerden hayatında hep varolan, hep bir parçası olduğu odanın seçimini merak ediyordu ve hayatında o an en önemli şey oydu belki de. 

Dedi ki Haşmet abi, gelecek Cumartesi hep beraber geleceğiz. Tamam dedim, anneme söyledim. Mutlu oldu. Çok mutlu oldu.

05 February 2016

...

Dünyanın en kötü şeyi senin başına gelmiş gibi hissetmek böyle birşeymiş!

01 February 2016

Anne Günlüğü / Ocak 2016

22 Ocak 2016
dart oynayacaktım bugün, keyifle, neşeyle..
bir telefon konuşması, dört kelime çok şeyi değiştiriyormuş..

"tümör" dedi babam. "kötü huylu tümör hücreleri"!


23 Ocak 2016
Bugün anneme gittim!
Konuştum.
Dinledim.
Anlattım.
Bakacağız dedim, doktor, hastane, tedavi dedim.
Sen moralini bozmayacaksın dedim.
Şehriye çorbası yaptım. Yeşil mercimek. Aslında olmaz ama bulgur pilavı istedi, bir de onu. İyi ki yapmışım..
-O keyif alarak yediği son yemek oldu galiba... :(-

Yorgundu, yenikti hayata karşı..
Sarıldım!

Kendim inandım mı söylediklerime, hatırlamıyorum. 23 Ocak şimdi hem çok uzak gözüküyor, hem de çok yakın!


24 Ocak 2016
:(
Anne ölme!


26 Ocak 2016
Çapa Onkoloji'nin kapısından girmek büyük birşeymiş. Başka bölümler gibi değil, onkoloji yazan tabelanın altından geçip, o kapıdan girmek. ...

Bir dakika sonra farkettim nasıl karnıma bir yumruk yemiş gibi hissettirebileceğini. Annemi görmek. Orda, o binanın içinde.. Ama en çok ayakta duramadığını, kendi başına yürüyemediğini, bize tutunmadan olmadığını görmek..


27 Ocak 2016
Ayakta duramadığı için bugün annemi getirmedik. Sadece ben geldim hastaneye.. Tahlil sonuçlarını alıp doktorla konuşmaya.. Muhtemelen akciğer dedi, ama emin olmak için pet-ct çekilmesi lazım dedi.

Doktorun bilgisayarında akciğer röntgenini gördüm. Sol taraf yok, sol akciğer neredeyse hiç gözükmüyor. Kapalı tümüyle.
Nefessiz kaldım. Annem gibi...

Dışarı çıktım, nefes aldım. Durdum.
Pet-ct için randevu aldım. Haftaya Çarşamba gününe, 3 Şubat'tan önceye veremiyorlardı, en erken o gün olabildi.
1 haftacık, sonra herşey yoluna girmeye başlayacak, değil mi?


28 Ocak 2016
Gece acildeydik.
Nefes alamıyorum diye babamı aramış annem. Dayım alıp Yedikule'ye getirdi, biz de oraya gittik.
Oksijen verdiler. Röntgen çektiler. Kan tahlili yaptılar. Sol akciğerinden sıvı aldılar, 900 ml. (22 Ocak'ta da almışlar, 700 ml kadar).


30 Ocak 2016
Cumartesi.
Annemle konuştum, sıvı alındığı için biraz daha iyiymiş. Yemek yemiyor ama hala. Sadece çorba içiyor biraz. O kadar.

24 January 2016

:(

Anne ölme!

10 January 2016

bulutların arasından güneş parıldıyor..

Klişe belki ama;
Gerçekten her karanlığın sonunda bir ışık var.
Her bulutun, kapalı günün, fırtınanın ardından güneş çıkıyor hayatta.
Grilerin arasından gün ışığı parıldıyor.
Senin üstüne olmasa bile uzaklarda bir yere düşüyor ve belki sen de görüyorsun.

O yüzden işte bunu hep hatırla!
Farkına var durduğun yerin ki ışığı görebilesin.
Grilerin içindeki beyazı, parıltıyı, ışımayı gör!
Gör ve unutma asla!

09 January 2016

Sen varsın! Hatırlaman gereken sadece bu!

Sen varsın!

Ofiste proje müdürü,
Alyoshka'nın karısı,
Lola'nın arkadaşı,
annenin babanın kızı,
birilerinin kuzeni, yeğeni,
Sufle'yle Parfe'nin annesi,
bir yerlerin üyesi,
bir yerlerin müdavimi,
birilerinin hayranı,
birilerinin takipçisi,
vs..
vs.. değil!

Sen varsın! Gianicolo!

Denizde huzuru bulan,
düşünmekten ve kendinden kaçmayan,
kendine acımayan,
çaresiz olmaya inanmayan,
seyahati, keşfetmeyi seven,
yürüyüş yapan,
müziğe, dans etmeye bayılan,
konuşmayı seven ama kendini de çok anlatmayan,
kahve delisi,
içki içmeyi seven,
bazen kendini kaybeden ama çokça da kontrolü elinde tutan,
dalış yapan, sualtına aşık,
aşka inanan,
samimiyeti önemseyen,
yıldızlara bakıp mutlu olan,
rüzgarda saçlarını dağıtan,
bisiklete binmeye özenen,
fotoğraf çekmeyi öğrenen,
yazmadan, okumadan yaşamak istemeyen,
"an"ı yaşayan,
hissettiğinin, gördüğünün, duyduğunun, dokunduğunun farkında olan,
tat almayı seven,
pişirmeyi, denemeyi özleyen,
geride bıraktıklarını unutmayan,
ama hayatı da geçmişte yaşamayan,
köpek sevdiğini keşfeden,
güneşe, güne, denize, yağmura, rüzgara aşık,
doğayı seven ama doğada kalamayan,
korktuklarından kaçmayan, üstüne giden,
aynadaki aksinden hayal kırıklığına uğramayan,
hayatta en çok kendine güvenen,
kendi gibi olan,
hissettiğini gizlemeyen,
hayata, aşka, sevgiye, samimiyete, birlikteliklere saygı duyan,
neşeli,
eğlenceli,
gülen, güldüren,
sarılan,
dinleyen,
affeden,
durmaktan yorulan, tempoyu seven,
kadın olduğunun farkında olan,
adını "su"yla ilişkilendirmekten haz alan,
yalnız olmaktan korkmayan,
"somebody in the world" bir kadınsın sen!

Hatırlaman gereken sadece bu!
Başka birşey değil..

Pınar, Gianicolo, Azul Genova, Tesoro..
hangisini tercih edersen!


Kendime cümleler..

Hatırla!

Kim olduğunu, ne sevdiğini, neden üzüldüğünü, hayata nasıl baktığını, neyi önemsediğini, neyle dalga geçtiğini hatırla!

Kim olduğunu anımsa!
Geçmişe dönme, yaşadıklarını da unutma, ama kendini hatırla!

Yaşıyorsun, farkına var!