28 October 2008

...şAŞKın... :)

şaşkınlık ilginç bir ruh hali..
insana elini ayağını nereye koyacağını şaşırtan, söylediği cümleleri takip etmeyi, ciddi durulması gereken zamanlarda bile yüzüne yerleşen kocamaan gülümseyişi saklayabilmeyi namümkün kılan bi durum... tarifi yok.. kelimesiz, sözsüz, yalnız dışarıya taşan enerjisi, ifadesindeki an be an farklılaşabilen ama hep orda olan o şapşallık durumu var.. karmAŞıK biraz.. bi nasıl olduğunu, nerde olduğunu algılayamama hali.. yüksektesin, havada, pamuk pamuk bulutların üstünde.. ayakların yere basmıyor.. içinden taşan mutluluk sığmıyor bi yere.. n'olursa olsun, canını sıkan, keyfini kaçıran ne yaşanırsa yaşansın bi yanın mutlu kalmayı beceriyor işte..

bir tür "sihir" hali mi, ne? :)

14 October 2008

KK..

bi yer var mı yaşamınızda kendinizi oraya ait hissettiğiniz, hayatınızda, kalbinizde kocaman yerler tutan, hayatınıza sadece varlığıyla, sizin onun içindeki varlığınızla değer katan, geçmişe ve geleceğe bakışınızı değiştiren, sizi farklı yapan, öğreten, paylaşan, her ufacık parçasıyla, kişisiyle sizi "siz" yapan? ...

benim var! küçücük bi oda bi okul koridorunda..
çok zamandır gidemediğim ama varlığıyla, ordaki yaşamını sürdürüşüyle, yeni insanlarıyla, yaptığı ve yapmayı planladığı her şeyiyle benim hemen yanıbaşımda duran bir küçük oda..

bugün bi film izledim; bi etkinlik için hazırlanmış kısa bi tanıtım filmi.. o odaya uçuverdi ruhum kanatlanıp.. filmin en sonunda "ARAMIZA HOŞGELDİN!" yazısı belirdiğinde ekranda içimde birşey oldu.. orda, o filmi izleyenlere kapılarını açıp, aralarına kabul edenlerin arasında ben de vardım, görünmesem de..

özlediğimi hatırladım..

10 October 2008

mavi kent.. ve ardından sihir zamanı :)


berraklığı yüzeye çıkaran bir yer orası.. mavilere yeşillere bürünmüş bir masal kenti.. oraya yaklaşan yollarda sihirli bir değnekle masal dünyasına sızıveriyor insan ve kendi şehrine doğru geri dönüş yoluna çıkana dek o masalda yaşıyor günleri..
masal ; peri masalı!
içinde çok şey var..
önce; sen küçüksün masalın ve masal dünyasının içinde.. miniciksin, ama çok şeye gücü yetebilen, yüreği kocaman bir küçüksün.. yüreğinin karanlıkları dağılıyor Kaş sınırlarında, kalp büyüyor, cesaret artıyor, algı kapıları ardına dek açılıyor..
orda sadece yaşıyorsun; yaşadığını farkederek, taa içinde hissederek, göğe bakıp gülümseyip, derin derin nefes alıp vererek.. sokakları adımlayıp, burası nereye çıkar diye bildiğin bilmediğin bütün aralıklardan geçip, başka bir aralıktan bildiğin alanlara çıkıyorsun.. günün gecenin herhangi bir anında mavi kentin herhangi bir noktasında olabilme özgürlüğü ve güvenindesin.. orası tanıdık sana.. seni sarmalayan, aidiyet hissettiren o sokaklarda ruhun hafifliyor.. yediğin her şeyin tadı kalıyor damağında, içtiğin her yudum tortusunu bırakıyor boğazında.. sohbet ediyorsun tanıdığın tanımadığın herkesle, bir yaşlı amca kekik satmak istiyor sana.. melodiler akıyor her yerden.. danseder gibi adımlar atıyorsun yürüyüşlerinde ve zaten dans ediyorsun da tüm ruhunla.. sonra, yüzüyorsun mesela, denizdeki tuzu teninde, genzinde hissederek, su teninden içeriye sızıyor, temizliyor, tazeliyor, yeniliyor bedenini ve ruhunu.. dalıyorsun mavilerin derinine doğru.. yukarı çıkıyorsun bir eski zaman kalesine, ordan baktığında mucize gibi seriliyor önüne deniz, dağlar, tepeler, tekneler, ağaçlar, .. bulutlar pamuk pamuk, içinden o çocuk oyununu oynamak geliyor ; bak bu bulut balığa benziyor, bak bak orda da kocaman bi dev oluştu şimdi, diye.. karelere sığdırıp saklamak oluyor hep içindeki arzu, ışıkla oynayıp başka başka karelerden hatırlamak için sonra bu, aslında hafızandan hiç silinmeyecek masalı.. şekiller değişiyor rüzgarla birlikte, sen dalgalardan geçen bir teknenin en ucunda durup saçlarını rüzgara bırakarak önünde uzanan denizi ve göğü seyre dalıyorsun.. içine ferahlık doluyor..
hep sudasın ya zaten; suyun yakınında, yanında, içinde, altında, üstünde...suylasın hep, su gibi oluyorsun işte sen de o zaman, berrak ve derin.. içinde birikmiyor hiç bir kirlilik, hep temizliyorsun kendini ve bir yandan hayat seni..

yine de biriktirdiklerin, biriktirmeyi seçtiklerinle sensin ya, bir yelkenlinin direğine tırmanıp, ordan yüksek sesle bağırmak geçse de içinden, mendirekte taşların üzerine yatıp göğü izlerken kayan yıldızda içinden geçen dileği, saklıyorsun kendinde; belki bir tek bakışlarından yansımasına engel olamayarak -ve belki de hatta engel olmayı da istemeyerek.... içinde biriken kötü değil, ağır değil.. aksine sihir gibi, pırıltılı bir hafiflikte.. gerçeklikle masal birbirine karışmış gibi bir duygu bu içini ılıtan.. belki bi anlık bakışta yakalanıyorsun, aynanın karşısında makyaj yaparken annesine yakalanan küçük bir kız çocuğu gibi; yanakların kızarıyor ya da artık büyüksün ya aslında, kızarmasını engelliyorsun kendince, ama işte yüzüne yerleşen o sevimli-utangaç gülümsemeyi yokedemiyorsun.. ki zaten o kadar eminsin ki o kız çocuğu gibi affedileceğinden ve bu yaptığının masumiyetinden! gülümsüyorsun sadece, gözlerinle birlikte..

zaman akıyor, masallarda bile.. gerçek dünya saatlerinden başka bir boyutta belki, ama akıyor yine de, oraya ait bir kavramın içinde.. güneşin gökte izlediği yolu izliyorsun sen de.. güneş her akşam kayboluyor karşıda yarımadanın ardında, her akşam yeniden yaşıyorsun aynı anı; "deja-vu".. genzini yakan bir kadeh kanyakla uğurlarken günü, merhaba diyorsun önünde uzanan geceye.. gece karanlık, gece derinlik -deniz gibi, ardı, sonrası, ucu, bucağı yok-, gece serinlik, gece yakınlık demek bende, hilal demek, yıldız demek, göğe yayılı samanyolu demek, günün karşılığı, tamamlayan parçası demek.. gece sohbet demek; karnın ağrıyana dek kahkahalar attıran sana bir cafede veya elde içki kadehleriyle renkli sandalyelerin karşısındaki duvarda bir ağacın ardında, kendini anlattığın, yanındakini dinlediğin, paylaştığın.. gün ve gece masalda da aynı, birbirini takip ediyor.. zaman akıyor.. masal zamanının sonu yaklaşıyor.. içini hafiften bir sızı kaplıyor.. gitmek zorundasın ve bu zorundalık koca bir hüzün olup ruhuna işliyor.. mavi masal kenti seni terketmiyor, giden sensin! ama işte yine de o sızı silinmiyor.. gitme anı geldiğinde sessizce veda ediyorsun geçtiğin her sokağa, gördüğün her insana, evine.. şehrin içinden yukarı doğru ilerleyip de son evlerin yanından geçerken bir an geliyor, gözlerine yaşlar oturuyor.. küçük bir çocuk olsan ne kolaydı şimdi, ama büyük olunca bırakamıyorsun o yaşları öyle kolay kolay.. çocuk yanınla ayrılamadığın oyuncak eşşeğini alıyorsun eline, sarılıp ona camdan dışarıyı seyrediyorsun.. yine gelebilmek, yeniden bu masalı paylaşabilmek için gidiyorsun.. ...

yine de bir yanınla asla inanmıyorsun ya masalın sona erdiğine, o sızı içini hiç acıtmıyor.. biliyorsun ki döneceksin yine.. bileğinde bir pervane uğur ile ruhundaki tüm ağırlığı, yorgunluğu yoketmiş, hafiflemiş, yenilenmiş olarak dönüyorsun şehrine, elinde karelere sığdırılmış görüntüler ve o görüntülerden anımsadıklarınla birlikte.. seni görenler hemen farkına varıyor senin de zaten farkında olduğun o değişikliğin; bi mutluluk gelmiş üstüne, diye karşılıyor seni her konuştuğun arkadaşın.. gülümsüyorsun.. doğru diyorsun; bir mutluluk hali var üstümde!..

Kaş'tan döndüm ben, hep özlediğim mavi kentimden.. şimdi sihirli bir değnek dokunmuş da sanki, her şey daha güzel, daha kolay, daha keyifli gözükmeye başlamış birden gözüme gibi.. hafifim kendime fena halde :)
ps.. fotoğraflar : Korzay

08 October 2008

mavi kaldı bir yanım..
mavide kaldı..
yıldız oldu, gökteki atlasa tutunamayıp kaydı..
dalgaya karıştı, derine indi, laciverte bulandı..

fotoğraf karelerinde,
mavi & yeşil tonlarında,
günbatımlarında
ve biraz da gece karanlığında sakladım her anı..

şimdi anların ardından bakmak gibi,
hem gülümseyerek, hem özleyerek hatırlıyorum geçen haftamı..