Küçücük bir mutluluk istiyorum.
O kadar küçük olsun ki,
istemesin kimse benden onu..
- Nazım Hikmet Ran
02 December 2014
29 September 2014
gece, yıldızlar ve gün aydınlanmasından başlayan bir sorgulama halinde..
Çok zaman olmuştu gün aydınlığının karanlığı dağıttığı anlara denk gelmemiştim.
Keyifli bir rakı sofrasında başlayan geceyi, sonsuz keyifte bir sohbetle açık havada devam ettirdik ve kendimizi yıldızlara bakıp, sonra da sabahı karşılarken bulduk.
Öyle çok şey konuştuk, öyle çok şey paylaştık ki birbirimizle -ve aynı anda kendimizle de-... Ben kendi adıma çok şey düşünür oldum birkaç gündür; çok şeyi basitleştirmeye, çok şeyi anlamlandırmaya çalışır gibi..
Gecenin bir yerinde dedim ki
"Ben bugüne dek iş hayatım dışındaki her kararımı mantık çerçevesinde değil, hissettiklerimle verdim. En çok canımı acıtan dahil hiçbirinden pişmanlık duymadım, duymuyorum."
O andan itibaren farkettim ki, (hafiften bir sarhoşluk etkisiyle) cümleyi öyle kurmamışım aslında, gerçekten içimde olan bu. Hissettiğim, beni yönelten, hayatımı şekillendiren... .
Seçimlerim, adımlarım bazen yanlış, bazen doğru oluyor.. Bazıları hiç beklenmedik, hiç düşünülmeyen, anlık seçimler, bazıları günlerce haftalarca düşünülen, yanlışlığını bilsem de umursamadığım, hissettiklerimi dinlediğim seçimler..
Bunların bazıları beni kötü biri mi yapıyor, bilmiyoum; düşünüyorum bazen bunu ama emin olamıyorum. İyi olmak mı önemli hayatta, yoksa hissettiklerini yoksaymamak mı; onu da bilmiyorum..
Bu cümleyi kurduğum akşam bir dönüm noktası gibi oldu bir anda..
Çok şeyi düşünmeye başladım birden..
Ben bugünlerde kendimle uğraşmaya başladım!
Keyifli bir rakı sofrasında başlayan geceyi, sonsuz keyifte bir sohbetle açık havada devam ettirdik ve kendimizi yıldızlara bakıp, sonra da sabahı karşılarken bulduk.
Öyle çok şey konuştuk, öyle çok şey paylaştık ki birbirimizle -ve aynı anda kendimizle de-... Ben kendi adıma çok şey düşünür oldum birkaç gündür; çok şeyi basitleştirmeye, çok şeyi anlamlandırmaya çalışır gibi..
Gecenin bir yerinde dedim ki
"Ben bugüne dek iş hayatım dışındaki her kararımı mantık çerçevesinde değil, hissettiklerimle verdim. En çok canımı acıtan dahil hiçbirinden pişmanlık duymadım, duymuyorum."
O andan itibaren farkettim ki, (hafiften bir sarhoşluk etkisiyle) cümleyi öyle kurmamışım aslında, gerçekten içimde olan bu. Hissettiğim, beni yönelten, hayatımı şekillendiren... .
Seçimlerim, adımlarım bazen yanlış, bazen doğru oluyor.. Bazıları hiç beklenmedik, hiç düşünülmeyen, anlık seçimler, bazıları günlerce haftalarca düşünülen, yanlışlığını bilsem de umursamadığım, hissettiklerimi dinlediğim seçimler..
Bunların bazıları beni kötü biri mi yapıyor, bilmiyoum; düşünüyorum bazen bunu ama emin olamıyorum. İyi olmak mı önemli hayatta, yoksa hissettiklerini yoksaymamak mı; onu da bilmiyorum..
Bu cümleyi kurduğum akşam bir dönüm noktası gibi oldu bir anda..
Çok şeyi düşünmeye başladım birden..
Ben bugünlerde kendimle uğraşmaya başladım!
15 September 2014
suyun altında olmak..
Hep biliyordum da bir daha hatırladım ne muhteşem birşey suyun altında olmak!
Mavilikte, derinlikte, sessizlikte kalmak..
dünyadan ve varolan başka her şeyden uzaklaşmak, sadece kendinle ve mavilikle içiçe olmak..
Mavilikte, derinlikte, sessizlikte kalmak..
dünyadan ve varolan başka her şeyden uzaklaşmak, sadece kendinle ve mavilikle içiçe olmak..
25 August 2014
hayat.. bazen.. sen..
Bazen bazı şeylerin bitmesi gerek, bazı şeylerin başlaması.. Bazı şeyler tükenirlen, bazılarının büyümesi..
Hayatın akması gerek.. Senin yaşaman, hatırlaman, özlemen, küsmen, kırılman, üzülmen, acıman, gülmen, kabullenmen, anlaman gerek.. Dünyanın bütün hislerini taşıman gerek içinde.. Hepsini birden hissetmen, hepsiyle birden varolman!
Hissederken, yaşarken büyümen gerek, çocukluğundan vazgeçmen diil ama, büyük yaşaman, derinden sevmen, ölesiye özlemen, yakarcasına öfkelenmen gerek! Kırıldığında parçalanman, kırıklarından kendini toplayamaman gerek..
Yaşadıklarını yok saymaman, varlığını kabullenmen gerek!
Hayatta en derin bakışın, en gizli itirafın, en karanlık sevişmen, en masum dokunuşun, en acıtan kırgınlığın, en korkutucu sırrın.. hepsinin varlığını görmen, hepsinin varlığını kabullenmen gerek!
O zaman yeniden sen kendin gibi hissedeceksin işte, kendinle barışacaksın, kendini anlayacaksın.. hatırlayacaksın...
...
Hayatın akması gerek.. Senin yaşaman, hatırlaman, özlemen, küsmen, kırılman, üzülmen, acıman, gülmen, kabullenmen, anlaman gerek.. Dünyanın bütün hislerini taşıman gerek içinde.. Hepsini birden hissetmen, hepsiyle birden varolman!
Hissederken, yaşarken büyümen gerek, çocukluğundan vazgeçmen diil ama, büyük yaşaman, derinden sevmen, ölesiye özlemen, yakarcasına öfkelenmen gerek! Kırıldığında parçalanman, kırıklarından kendini toplayamaman gerek..
Yaşadıklarını yok saymaman, varlığını kabullenmen gerek!
Hayatta en derin bakışın, en gizli itirafın, en karanlık sevişmen, en masum dokunuşun, en acıtan kırgınlığın, en korkutucu sırrın.. hepsinin varlığını görmen, hepsinin varlığını kabullenmen gerek!
O zaman yeniden sen kendin gibi hissedeceksin işte, kendinle barışacaksın, kendini anlayacaksın.. hatırlayacaksın...
...
20 August 2014
bazen her şeyi bırakmak gerek olduğu yerde, olduğu halde..
Bazen durmak lazım, birşey yapmadan, söylemeden.. İçinde birikenlere, dilinin ucuna kadar gelenlere, çaresizce hatta şuursuzca isteklerine, kalp acısına rağmen sadece durmak gerek..
Gözlerini kapayıp, öyle bi uzaklaşmak bulunduğun yerden ve zamandan. Gitmek, dönme ihtimalini düşünmeden..
O zaman olur belki, hafifler yürek, yolunu bulur akan su, anlarsın sen de olanların gerçekteki "niye"sini, "niçin"ini..
O zaman belki kalırsın olduğun noktada.. Belki yürürsün başka bir yöne.. Belki kucaklarsın önünde duranı, belki de kaçarsın ardına bakmadan!!
Kim bilir.. Hepsi olur, sen sadece bakarsın hayata...
Gözlerini kapayıp, öyle bi uzaklaşmak bulunduğun yerden ve zamandan. Gitmek, dönme ihtimalini düşünmeden..
O zaman olur belki, hafifler yürek, yolunu bulur akan su, anlarsın sen de olanların gerçekteki "niye"sini, "niçin"ini..
O zaman belki kalırsın olduğun noktada.. Belki yürürsün başka bir yöne.. Belki kucaklarsın önünde duranı, belki de kaçarsın ardına bakmadan!!
Kim bilir.. Hepsi olur, sen sadece bakarsın hayata...
12 August 2014
Robin Williams :(
Ben hayatta palyaço olmanın güzelliğini,
insanları neşelendiren, umutlandıran biri olmanın hafifleticiliğini,
duygusallığın, aşkın en derininin varolabileceğini,
birini sevmenin ne demek olduğunu,
hayattan ders almayı,
her şeyi hayatla ve insanlarla paylaşmayı,
günü yaşamayı,
kendi içinde kopan fırtınalarla mücadele etmeyi,
hepsinin öncesinde, hayata gülümseyerek bakmayı
...
hepsini öğrendiğim adamın öldüğünü ve belki de kendini öldürdüğünü öğrendim bugün!
Hiç tanımadığım, sadece filmlerinden bildiğim bir adamın ölümüne bunca üzülmek garip. Ama anlaşılmaz değil asla! Çünkü aslında...
Peter Pan, Patch Adams, Sean Maguire, Alan Parrish, Mrs. Doubtfire, Adrian Cronauer, John Keating, Chris Nielsen, ....
hepsinin birden ölümüne üzülüyorum şu an..
Robin Williams.. umarım gittiğin yerde, bu hayattan seni koparan şeyleri telafi edebilir ve gülümsemeye devam edersin..
25 July 2014
#EnginOksuz #AbdullahTurk
Bizim ülkemizde, ülkesini gezerken ölen, “öldürülen” iki kişi onlar..#EnginOksuz #AbdullahTurk
![]() |
Evet, Gazze’de bir savaş var, evet insanlar ölüyor, öldürülüyor ve bu dünyanın en önemli, en acı, en vahşi şeyi, farkındayım. Ama herkes gözünü oraya çevirmişken, kendi ülkemizde olanların önemsenmiyor olmasını anlayamıyorum!!
Onlar, yüzler değil, yalnızca iki kişi olduğu için mi Gazze kadar önemsenmiyor? O yüzden mi faillerinin bulunması için İsrail’in protesto edildiği ölçüde sesi çıkmıyor insanların?
İnsan hayatı ölen sayısı artınca mı değerli, önemli oluyor sadece?
Sadece seyahate çıkmış iki kişi öldürüldüğünde, neden kimse yaygara koparmıyor failleri bulun, bunu kim yaptı diye.. hükümet kendi topraklarında seyahate çıkan iki kişinin can güvenliğini nasıl oluyor da sağlayamıyor diye?
Yaşadığımız toprakların bir kısmına seyahat etmekten korkan insanlarız hepimiz.. Korkmayan iki kişi ÖL-DÜ-RÜL-DÜ ! İnfaz edilerek!
Milli yas ilan edilecekse, böyle bir durumda edilmeli..
Kendi ülkemizde, kendi insanlarını koruyamayan bir hükümet ve bunlara neredeyse tümüyle duyarsızlaşan bir millet olduğumuz için..
Kendi ülkemizde, kendi insanlarını koruyamayan bir hükümet ve bunlara neredeyse tümüyle duyarsızlaşan bir millet olduğumuz için..
18 July 2014
SavaşMA!
Evet orda bi savaş var..
Ama orda, o topraklarda ne yaşandığını, nasıl yaşandığını gerçekten görüp bilmeden, yalnızca medyadan veya sosyal medyadan takip ettiklerimizle ordaki tüm İsraillileri eli kanlı savaşçılarmış ve tüm Filistinlileri masum çocuklardan ibaretmiş gibi yargılıyoruz..
Doğru, İsrail "devleti" Gazze'ye saldırıyor, kara harekatı da başlattı.. Doğru, Gazze'de masum çocuklar ölüyor, öldürülüyor..
Ama bu her İsrailliyi, Yahudiyi savaş çığırtkanı, destekçisi yapmaz.. Ve yine doğru, daha çok Filistinliler ölüyor orda.. Ama bu da her Filistinliyi masum vatandaş haline getirmez..
İnsanları İsrailli - Filistinli, Yahudi - Müslüman diye ayırıp, kökenine göre suçlamak / savunmak bizi sadece Gezi'de karşısında birleştiğimiz söyleme ulaştırır, insanları dinine, ırkına, diline, yaşam şekline göre ayıran tarafa geçirir, başka da bir işe yaramaz!
Dünyanın bütün coğrafyalarında olduğu gibi Gazze'de de "devletler" savaşıyor.. İnsanlar ölüyor..
Hem İsrailli hem Filistinliler için buradan, binlerce km öteden söylenebilecek, dilenebilecek tek şey iki devletin karşılıklı olarak savaşın durdurması ve daha fazla insanın ölmemesi!!
#Gazzedesavasvar
Ama orda, o topraklarda ne yaşandığını, nasıl yaşandığını gerçekten görüp bilmeden, yalnızca medyadan veya sosyal medyadan takip ettiklerimizle ordaki tüm İsraillileri eli kanlı savaşçılarmış ve tüm Filistinlileri masum çocuklardan ibaretmiş gibi yargılıyoruz..
Doğru, İsrail "devleti" Gazze'ye saldırıyor, kara harekatı da başlattı.. Doğru, Gazze'de masum çocuklar ölüyor, öldürülüyor..
Ama bu her İsrailliyi, Yahudiyi savaş çığırtkanı, destekçisi yapmaz.. Ve yine doğru, daha çok Filistinliler ölüyor orda.. Ama bu da her Filistinliyi masum vatandaş haline getirmez..
İnsanları İsrailli - Filistinli, Yahudi - Müslüman diye ayırıp, kökenine göre suçlamak / savunmak bizi sadece Gezi'de karşısında birleştiğimiz söyleme ulaştırır, insanları dinine, ırkına, diline, yaşam şekline göre ayıran tarafa geçirir, başka da bir işe yaramaz!
Dünyanın bütün coğrafyalarında olduğu gibi Gazze'de de "devletler" savaşıyor.. İnsanlar ölüyor..
Hem İsrailli hem Filistinliler için buradan, binlerce km öteden söylenebilecek, dilenebilecek tek şey iki devletin karşılıklı olarak savaşın durdurması ve daha fazla insanın ölmemesi!!
#Gazzedesavasvar
02 July 2014
#unutMADIMAKlımda
Bugün 2 Temmuz!
Yıllar öncesinden gelen is, duman kokusu sarıyor sanki insanın içini..
Şahsen hiç tanımadığım o insanların acısını taşıyor olmalıyım içten içe bir yerlerde ki her yıl bugün gelince bir huzursuzluk kaplıyor yüreğimi. Gülümsesem de günlük yaşananlara, bir tarafım hüzünle kalıyor, hatırlıyor.. eksiliyor hatırladıkça da!
Benim için tahayyül etmesi bile mümkün değil orada yaşananları.
Bir tarafta, alevler içinde kalan, yazdıkları, söyledikleri, okudukları sebebiyle, barış içinde yaşamayı, birlik olmayı, birlikte olmayı savundukları, istedikleri için alevler arasında bırakılan, yanan; hem bedenleri, hem de hatıraları küle dönen insanlar, alevler içinde parlayarak karanlığa gömülen aydınlar.. Diğer tarafta, öldürmeyi yasaklamış bir yaratıcının adını bağırarak, kendinden farklı düşünen, barış isteyen, birlik isteyen insanları diri diri alevler içinde bırakan, yok etmeyi, öldürmeyi kendine gaye edinmiş, düşmanca bir hırsın içinde benliğini kaybeden cani kalabalık.. Aynı ülkenin, aynı toprağın, aynı geçmişin insanlarını bu derece büyük bir zıtlıkla karşı karşıya getiren, asla birleşmesi mümkün olmayan uçlara iten bir koca boşluk! Anlamsız, tarifsiz, acı dolu!
Bugün 2 Temmuz! 21 yıl öncesinden gelen çığlıklar, bağırışlar biraraya gelip sessizleşiyor içimde. Susuyorum, kelimeler boğazımda düğümlendiği, sözcükler anlamını yitirdiği ve aslında ne söylesem eksik kalacağı için...
Kırgınım, kızgınım, öfkeliyim.. Affedemiyorum aynı toprakları, aynı ülkeyi, aynı geçmişi paylaştığım insanların içinde bunca düşmanlık, canilik olmasını, alevler arasında kalanların çığlıklarına kulakların kapatılmasını, din örtüsünün ardına sığınılarak o en büyük günahın, hem de bunca canice işlenmesini ve en önemlisi yaptıklarının yanlarına kalmasını..
Bu ülkede, affedemediğim, benliğimi acıtan, utanarak baktığım, ülkeme ait olmamasını dilediğim onlarca, yüzlerce şey var belki. Ama MADIMAK en acısı, en derini, en yarası kapanmayanı...
Bugün 2 Temmuz!
#unutMADIMAKlımda
Yıllar öncesinden gelen is, duman kokusu sarıyor sanki insanın içini..
Şahsen hiç tanımadığım o insanların acısını taşıyor olmalıyım içten içe bir yerlerde ki her yıl bugün gelince bir huzursuzluk kaplıyor yüreğimi. Gülümsesem de günlük yaşananlara, bir tarafım hüzünle kalıyor, hatırlıyor.. eksiliyor hatırladıkça da!
Benim için tahayyül etmesi bile mümkün değil orada yaşananları.
Bir tarafta, alevler içinde kalan, yazdıkları, söyledikleri, okudukları sebebiyle, barış içinde yaşamayı, birlik olmayı, birlikte olmayı savundukları, istedikleri için alevler arasında bırakılan, yanan; hem bedenleri, hem de hatıraları küle dönen insanlar, alevler içinde parlayarak karanlığa gömülen aydınlar.. Diğer tarafta, öldürmeyi yasaklamış bir yaratıcının adını bağırarak, kendinden farklı düşünen, barış isteyen, birlik isteyen insanları diri diri alevler içinde bırakan, yok etmeyi, öldürmeyi kendine gaye edinmiş, düşmanca bir hırsın içinde benliğini kaybeden cani kalabalık.. Aynı ülkenin, aynı toprağın, aynı geçmişin insanlarını bu derece büyük bir zıtlıkla karşı karşıya getiren, asla birleşmesi mümkün olmayan uçlara iten bir koca boşluk! Anlamsız, tarifsiz, acı dolu!
Bugün 2 Temmuz! 21 yıl öncesinden gelen çığlıklar, bağırışlar biraraya gelip sessizleşiyor içimde. Susuyorum, kelimeler boğazımda düğümlendiği, sözcükler anlamını yitirdiği ve aslında ne söylesem eksik kalacağı için...
Kırgınım, kızgınım, öfkeliyim.. Affedemiyorum aynı toprakları, aynı ülkeyi, aynı geçmişi paylaştığım insanların içinde bunca düşmanlık, canilik olmasını, alevler arasında kalanların çığlıklarına kulakların kapatılmasını, din örtüsünün ardına sığınılarak o en büyük günahın, hem de bunca canice işlenmesini ve en önemlisi yaptıklarının yanlarına kalmasını..
Bu ülkede, affedemediğim, benliğimi acıtan, utanarak baktığım, ülkeme ait olmamasını dilediğim onlarca, yüzlerce şey var belki. Ama MADIMAK en acısı, en derini, en yarası kapanmayanı...
Bugün 2 Temmuz!
#unutMADIMAKlımda
21 June 2014
"öldü"
Dedi ki;
"ben bu kongreyi, burda İzmir'de yapmak, istediğim şekilde, hep hatırlanacak, unutulmaz bir kongre olarak gerçekleştirmek istiyorum. Bu seneden sonra bu kongre belki 20 sene sonra tekrar gelir Türkiye'ye, oda da benim ömrüm vefa eder mi, bilinmez ..."
Bu cümleden sonra ayrıldık yanından..en kısa zamanda haberleşiriz dilekleriyle..
1 ay geçmedi..
Ömrü, o çok istediği kongreyi, çok sevdiği İzmir'inde, istediği şekilde yapmaya da vefa etmedi!
Hayat ne kısa! ve ölüm ne keskin aslında!
Hep sonraki günü, haftayı, ayı hatta yılı düşünerek, birşeyler planlayarak, bugünü unutup, gözlerimizi geleceğe kilitleyerek yaşıyoruz her anı. Ama bir an geliyor, ve o son an oluyor.. sonrası, tekrarı, başka seferi olmayan bir "son" an!
Tek, yalnız, ürkütücü, soğuk!
Bir tek saniye içinde değişiyor insan hayatında her şey..
Bizse hala, her şeyi planlayarak, ince ince hesaplayarak yaşamaya meyilli devam ediyoruz bilinmezlik içindeki hayatlarımıza.
O son cümle ve o heyecanla bakışları aklımdan gitmiyor.
...
"ben bu kongreyi, burda İzmir'de yapmak, istediğim şekilde, hep hatırlanacak, unutulmaz bir kongre olarak gerçekleştirmek istiyorum. Bu seneden sonra bu kongre belki 20 sene sonra tekrar gelir Türkiye'ye, oda da benim ömrüm vefa eder mi, bilinmez ..."
Bu cümleden sonra ayrıldık yanından..en kısa zamanda haberleşiriz dilekleriyle..
1 ay geçmedi..
Ömrü, o çok istediği kongreyi, çok sevdiği İzmir'inde, istediği şekilde yapmaya da vefa etmedi!
Hayat ne kısa! ve ölüm ne keskin aslında!
Hep sonraki günü, haftayı, ayı hatta yılı düşünerek, birşeyler planlayarak, bugünü unutup, gözlerimizi geleceğe kilitleyerek yaşıyoruz her anı. Ama bir an geliyor, ve o son an oluyor.. sonrası, tekrarı, başka seferi olmayan bir "son" an!
Tek, yalnız, ürkütücü, soğuk!
Bir tek saniye içinde değişiyor insan hayatında her şey..
Bizse hala, her şeyi planlayarak, ince ince hesaplayarak yaşamaya meyilli devam ediyoruz bilinmezlik içindeki hayatlarımıza.
O son cümle ve o heyecanla bakışları aklımdan gitmiyor.
...
18 June 2014
Yıl 2014. Cumhurbaşkanı adayı?!!!
Gerçekten başka kimse kalmamış mıydı da, ulusalcılık-özgürlükçülük kutuplaşmalarının tamamen dışında olmasına rağmen, partinin en temel ilkesine aykırı, siyasal islamcı bir adayı önerebildi CHP?!
Hayretler içerisinde izliyorum günlerdir yapılan konuşmaları, açıklamaları, tepkileri.. Anlamak, idrak etmek, çözümlemek, mantık çerçevesinde bir yere oturtmak zor! Erdoğan'ın karşısına güçlü ve onun oylarını bölecek bir adayla çıkılması gibi bir fikirden hareket edilmiş herhalde diye düşünüyorum, ama bu kadar mı çözümsüz bir durumda mı kalındı da taban tabana karşıt olunan bir fikre inanan, yıllarını, eğitimini, hayatını buna vakfetmiş bir adayda karar kılındı?
Neresinden baksam, olmuyor maalesef. Anlayamıyorum bu seçimi, bu kararın tek başına, herkesin tepkisine rağmen alınmasını, başka oyları böleceğim diye kendi tabanını bu kadar bölünme durumuna getirmeyi.. .
Anlamayan ben miyim sadece?!
Hayretler içerisinde izliyorum günlerdir yapılan konuşmaları, açıklamaları, tepkileri.. Anlamak, idrak etmek, çözümlemek, mantık çerçevesinde bir yere oturtmak zor! Erdoğan'ın karşısına güçlü ve onun oylarını bölecek bir adayla çıkılması gibi bir fikirden hareket edilmiş herhalde diye düşünüyorum, ama bu kadar mı çözümsüz bir durumda mı kalındı da taban tabana karşıt olunan bir fikre inanan, yıllarını, eğitimini, hayatını buna vakfetmiş bir adayda karar kılındı?
Neresinden baksam, olmuyor maalesef. Anlayamıyorum bu seçimi, bu kararın tek başına, herkesin tepkisine rağmen alınmasını, başka oyları böleceğim diye kendi tabanını bu kadar bölünme durumuna getirmeyi.. .
Anlamayan ben miyim sadece?!
15 June 2014
Demişim ki;
Ufak tefek cümleler, kelimeler, mekanlar, temaslar var akılda kalan, yüreğe dokunan. Hem inciten hem gülümseten.. hem içimi sızlatan, yüreğimi sıkıştıran, hem sızıyı hafifleten..
Tarifsiz kaldım galiba, kendime en çok da...
Sustum bugünlerde.. Konuşmuyorum!
***
Biraz kendimle kalıp, susup, aynı şarkıyı onlarca kez peşpeşe çalarken içten içe kendimi dinledim son günlerde. Zihnimde dönüp durdu; yıllar öncesinden bir tanışma günü, bir yüzük, bir not, "keşke"lerle dolu bir gece... sakladığım yerden çıkarıp yeniden okuduğum, bir iki gün sonrasına tarihli bir yazı.. sonrasında karşılaşmalar, anlar, bakışlar.. yıllar...
Biraz kadercilik mi bunun adı bilmiyorum ama bir şeyin yaşanması gerekiyorsa insanın hayatında, yaşanıyor mutlaka! Sen istediğin kadar karşı çık, olmaz de, asla de, mümkün değil diye düşün aklınla..yüreğinde bir yerde bir "keşke" kalıyorsa, bir gün gelip önüne çıkıveriyor umulmadık bir yerde ve anda. (Hem de anlamlandırması zor bir zaman tesadüfüyle :) Yıllar önce, içten içe beklentisiz olmasını kabullenemediğin için hayır dediğin, "asla" dediğin, bir "keşke"yle içine sakladığın bir şeye, artık sen de beklentilerden vazgeçtiğin için karşı çıkamıyorsun, çıkmıyorsun. Hem de farkında olarak, bilerek, isteyerek, öyle olmasını seçerek! Pişmanlıklara yer olmadan, yine aynı şekilde gelişse her şey, yine aynı seçimi yapacağının farkına vararak!
Hayattaki en büyük pişmanlıklarımın aslında o "keşke"lerde ve beklentilerde saklı olduğunu artık bildiğimden belki de... kendime kızmaktan vazgeçtim, kendimle barıştım yeniden!
Şimdi geriye sadece.. beklentisiz zamanlar kalıyor..
Ufak tefek cümleler, kelimeler, mekanlar, temaslar var akılda kalan, yüreğe dokunan. Hem inciten hem gülümseten.. hem içimi sızlatan, yüreğimi sıkıştıran, hem sızıyı hafifleten..
Tarifsiz kaldım galiba, kendime en çok da...
Sustum bugünlerde.. Konuşmuyorum!
***
Biraz kendimle kalıp, susup, aynı şarkıyı onlarca kez peşpeşe çalarken içten içe kendimi dinledim son günlerde. Zihnimde dönüp durdu; yıllar öncesinden bir tanışma günü, bir yüzük, bir not, "keşke"lerle dolu bir gece... sakladığım yerden çıkarıp yeniden okuduğum, bir iki gün sonrasına tarihli bir yazı.. sonrasında karşılaşmalar, anlar, bakışlar.. yıllar...
Biraz kadercilik mi bunun adı bilmiyorum ama bir şeyin yaşanması gerekiyorsa insanın hayatında, yaşanıyor mutlaka! Sen istediğin kadar karşı çık, olmaz de, asla de, mümkün değil diye düşün aklınla..yüreğinde bir yerde bir "keşke" kalıyorsa, bir gün gelip önüne çıkıveriyor umulmadık bir yerde ve anda. (Hem de anlamlandırması zor bir zaman tesadüfüyle :) Yıllar önce, içten içe beklentisiz olmasını kabullenemediğin için hayır dediğin, "asla" dediğin, bir "keşke"yle içine sakladığın bir şeye, artık sen de beklentilerden vazgeçtiğin için karşı çıkamıyorsun, çıkmıyorsun. Hem de farkında olarak, bilerek, isteyerek, öyle olmasını seçerek! Pişmanlıklara yer olmadan, yine aynı şekilde gelişse her şey, yine aynı seçimi yapacağının farkına vararak!
Hayattaki en büyük pişmanlıklarımın aslında o "keşke"lerde ve beklentilerde saklı olduğunu artık bildiğimden belki de... kendime kızmaktan vazgeçtim, kendimle barıştım yeniden!
Şimdi geriye sadece.. beklentisiz zamanlar kalıyor..
10 June 2014
"Çelişki"
Hem anlatması zor! Anlaması, bazen düşünmesi dahi hatta, kendi kendime bile... Ağır geliyor..
Hem de dayanılmaz bir hafiflik var içimde aynı anda, mutluyum da aslında!
"Çelişki" dediğimiz şey hep görmezden gelinemeyecek bir yerinde oldu hayatımın. Benim için çok önemli olan anlar, hissiyatlar hep bir çelişki yumağının içinde kaldı eskiden beri. Yine değişmedi, yine kocaman bir çelişki halimle başbaşayım ben!
Ufak tefek cümleler, kelimeler, mekanlar, temaslar var akılda kalan, yüreğe dokunan. Hem inciten hem gülümseten.. hem içimi sızlatan, yüreğimi sıkıştıran, hem sızıyı hafifleten..
Tarifsiz kaldım galiba, kendime en çok da...
Sustum bugünlerde.. Konuşmuyorum!
Hem de dayanılmaz bir hafiflik var içimde aynı anda, mutluyum da aslında!
"Çelişki" dediğimiz şey hep görmezden gelinemeyecek bir yerinde oldu hayatımın. Benim için çok önemli olan anlar, hissiyatlar hep bir çelişki yumağının içinde kaldı eskiden beri. Yine değişmedi, yine kocaman bir çelişki halimle başbaşayım ben!
Ufak tefek cümleler, kelimeler, mekanlar, temaslar var akılda kalan, yüreğe dokunan. Hem inciten hem gülümseten.. hem içimi sızlatan, yüreğimi sıkıştıran, hem sızıyı hafifleten..
Tarifsiz kaldım galiba, kendime en çok da...
Sustum bugünlerde.. Konuşmuyorum!
14 May 2014
Çizmelerimi çıkartayım mı, sedye kirlenmesin?
En dokunan, en acıtan, en üzücü, en hırpalayan, en donduran cümle bu galiba şu an!
Her okuduğumda biraz daha eksiliyorum!
Hayat bir anda çıkıveriyor insanın önüne ve yolunu kesiyor!
Bir an geliyor ve başka her şeyi durduran, önemsizleştiren, anlamsızlaştıran birşey oluveriyor.
Donuyor hayat orda, o tek anda! İçimiz buz kesmiş kalıveriyoruz! Çaresiz ve ölümlüyüz işte orda.. hepimiz, her birimiz!
Soma'da öyle bir an yaşandı.
Bir tek an, bir tek kıvılcımdı başlangıcı. Sonrasını donarak izledik, izliyoruz hala da..
Anlamsız gelen konuşmalar yapılıyor, demeçler veriliyor. Bu olanlara isyan eden, sokaklara çıkan insanlar göz altına alınıyor.. Ölüm "olağan" karşılanıyor, "literatürde iş kazası diye bir şey vardır" deniyor ve kadere sığınılıp, üstü örtülmeye çalışılıyor, yine ve tabii ki gerçekten hiçbir şey yapılmıyor!
Sadece 15 gün öncesinde "devletimiz güçlüdür, buna gerek yoktur" diyerek reddedilen önergenin verilme sebebinin Soma olduğunu dahi hatırlama zahmetine girilmiyor. Sadece ve sadece; 200 yıl öncesinden başlayıp, 40 yıl öncesine dek uzanan maden kazalarının, madenlerdeki ölümlerin listesinin çıkarılmasıyla uğraşılıyor ki, hala önlerindeki çıplak gerçeği göremeyenler bunun "olağan" olduğuna inandırılabilsin!!
Hepsine, her şeye üzgünüm, şaşkınım (yine de hala şaşkın olabiliyorum), kızgınım, öfkeliyim!
Kelimeler böyle anlarda kifayetsizleşir ya, ne söylesem, ne yazsam içimden geçenleri gerçekten anlatamıyorum. Sözcükler tüm anlamlarını sessizliklere yüklemişler gibi, en ağır hissettiğim şey kocaman bir suskunluk!
Her şey olabiliyorum bu ülkede, ülkemde; kızgın, kırgın, öfkeli, yaralı, hüzünlü, özleyen, umut eden, canı yanan, şaşkın, isyankar, aşağılanan, küçük görülen, ötekileştirilen, ... hepsi olabiliyorum..
Mutlu olamıyorum bir tek, huzurlu, barış içinde kalamıyorum!
Bir o eksik, bir tek o yok!
O madende sıkışıp kalan, simsiyah, korlaşmış yüzlerce kişi.. Onlar işte hiçbir şey olamıyorlar yazık ki! Onlar kızamıyor, üzülemiyor, öfkelenemiyorlar kimseye, özleyemiyorlar artık!
Onlar sadece YOK olabiliyorlar bundan sonra..
Ve yokluklarıyla bizi simsiyah, kocaman bir boşlukta, boğazımızda yutkunamadığımız kelimelerle yas içinde bırakıyorlar..
Kalanlar, ordan çıkanlar..
Onlar da işte "çizmelerimi çıkartayım mı, sedye kirlenmesin" diye bir tek cümle kurup, beş kelimeye dünyanın bütün temiz duygularını sığdırıyorlar!
Her okuduğumda biraz daha eksiliyorum!
Hayat bir anda çıkıveriyor insanın önüne ve yolunu kesiyor!
Bir an geliyor ve başka her şeyi durduran, önemsizleştiren, anlamsızlaştıran birşey oluveriyor.
Donuyor hayat orda, o tek anda! İçimiz buz kesmiş kalıveriyoruz! Çaresiz ve ölümlüyüz işte orda.. hepimiz, her birimiz!
Soma'da öyle bir an yaşandı.
Bir tek an, bir tek kıvılcımdı başlangıcı. Sonrasını donarak izledik, izliyoruz hala da..
Anlamsız gelen konuşmalar yapılıyor, demeçler veriliyor. Bu olanlara isyan eden, sokaklara çıkan insanlar göz altına alınıyor.. Ölüm "olağan" karşılanıyor, "literatürde iş kazası diye bir şey vardır" deniyor ve kadere sığınılıp, üstü örtülmeye çalışılıyor, yine ve tabii ki gerçekten hiçbir şey yapılmıyor!
Sadece 15 gün öncesinde "devletimiz güçlüdür, buna gerek yoktur" diyerek reddedilen önergenin verilme sebebinin Soma olduğunu dahi hatırlama zahmetine girilmiyor. Sadece ve sadece; 200 yıl öncesinden başlayıp, 40 yıl öncesine dek uzanan maden kazalarının, madenlerdeki ölümlerin listesinin çıkarılmasıyla uğraşılıyor ki, hala önlerindeki çıplak gerçeği göremeyenler bunun "olağan" olduğuna inandırılabilsin!!
Hepsine, her şeye üzgünüm, şaşkınım (yine de hala şaşkın olabiliyorum), kızgınım, öfkeliyim!
Kelimeler böyle anlarda kifayetsizleşir ya, ne söylesem, ne yazsam içimden geçenleri gerçekten anlatamıyorum. Sözcükler tüm anlamlarını sessizliklere yüklemişler gibi, en ağır hissettiğim şey kocaman bir suskunluk!
Her şey olabiliyorum bu ülkede, ülkemde; kızgın, kırgın, öfkeli, yaralı, hüzünlü, özleyen, umut eden, canı yanan, şaşkın, isyankar, aşağılanan, küçük görülen, ötekileştirilen, ... hepsi olabiliyorum..
Mutlu olamıyorum bir tek, huzurlu, barış içinde kalamıyorum!
Bir o eksik, bir tek o yok!
O madende sıkışıp kalan, simsiyah, korlaşmış yüzlerce kişi.. Onlar işte hiçbir şey olamıyorlar yazık ki! Onlar kızamıyor, üzülemiyor, öfkelenemiyorlar kimseye, özleyemiyorlar artık!
Onlar sadece YOK olabiliyorlar bundan sonra..
Ve yokluklarıyla bizi simsiyah, kocaman bir boşlukta, boğazımızda yutkunamadığımız kelimelerle yas içinde bırakıyorlar..
Kalanlar, ordan çıkanlar..
Onlar da işte "çizmelerimi çıkartayım mı, sedye kirlenmesin" diye bir tek cümle kurup, beş kelimeye dünyanın bütün temiz duygularını sığdırıyorlar!
12 March 2014
Berkin Elvan :(
Daha ağır gelen, daha çok dokunan, daha çok üzen, daha anlamlı, daha içten bir anlatımı olamazdı galiba.. Uykusuz dergisine tebrikler diyorum, ama keşke olmasaydı böyle birşey de keşke yapılmasaydı böyle bir kapak hiç!
Bu ülkede, hükümetin eliyle "destan yazan" polisler, sadece oradan geçmekte olan bir çocuğu "ÖLDÜRDÜLER"!
Başka bir açıklaması, ifadesi yok bunun!
Yazık, çok yazık.. ülkeme, insanlarıma, birlikte ve birlik olma umutlarımıza yazık..
Hala, hala bu ülkede, bu hükümete oy veren, destekleyen, arkasında duran insanlar var ya, "yazık" demekten başka birşey gelmiyor elimden!!!
Bu ülkede, hükümetin eliyle "destan yazan" polisler, sadece oradan geçmekte olan bir çocuğu "ÖLDÜRDÜLER"!
Başka bir açıklaması, ifadesi yok bunun!
Yazık, çok yazık.. ülkeme, insanlarıma, birlikte ve birlik olma umutlarımıza yazık..
Hala, hala bu ülkede, bu hükümete oy veren, destekleyen, arkasında duran insanlar var ya, "yazık" demekten başka birşey gelmiyor elimden!!!
28 January 2014
"karşı" tarafta olmak..
Bazen düşünüyorum da, ya gerçekten insanlar genel olarak
kötü niyetli ve ben fazla safiyane davranıyorum hayata ve insanlara karşı.. ya
da aslında hayat art niyetli düşünmeyi, davranmayı, yaşamayı gerektiren birşey
ve ben uyum sağlayamayan taraftayım..
Zaman geçiyor, günler yaşanıyor, denge değişiyor.. bazen bir
taraf ağır basıyor, bazen diğer taraf.. ama anlayamadığım bir biçimde gerçekten
hep “karşı” tarafta hissediyorum kendimi..
24 January 2014
AŞK...
Aşk.. tutuşma, yanma, kül olma hali.. yokolma, varolma,
ulaşma çelişkisi.. hissetme, hissizleşme karşıtlığı.. hayatın, hatta kainatın
temel noktası, temel içgüdüsü! Evet, içgüdü! Akılsız, mantıksız, düşüncesiz bir
hissetme, farkında olma, bilme ve uygulama hali.. Fikirsiz, plansız, umarsız
davranma, karşılık bekleMEme hali.. sorgulamama, sorduğun sorulara karşılık
aramama, karşılıksız bırakmayı yeğleme hali.. Arama, bulma, yeniden kaybetme..
sonra yeniden başlama hali.. Ulaşma, kavuşma, sevişme, bir olma hali..
benliğini verme, kendini unutma, başkasında varolma durumu.. Aşk.. büyülü,
sihirli, tılsımlı birşey.. hayatın tılsımı.... yaşam iksiri gibi..
Aşk.. “birlikte olma”, “yalnız kalma” durumlarının
çarpışmadığı, birbirini tamamladığı, seni hem canlandırıp, hem öldürdüğü, hem
hissin doruklarına çıkarıp, hem hissiyatsızlaştırdığı, tılsımlı bir çelişki
hali.. kendini beslediğin, kendini “yarattığın” bir tılsım.. seviştiğin,
sevdiğin, sevildiğin, o karşındaki adama bakıp, hayatın anlamını kavradığın bir
tılsım.. gözlerini kapatıp, birlikteliği, bütün olmayı, tek olmayı gördüğün bir
tılsım.. hayalle gerçeğin karıştığı, içiçe geçtiği, ayrıştırılamadığı bir
tılsım..
AŞK.. yaşam.. tılsım.. o-sen.. birlikte/yalnız.. adım adım,
koşarcasına.. hızlı / yavaş, ya da ikisi de..
Tılsım.. ben.. sen.. biz...
Subscribe to:
Posts (Atom)

