14 September 2007

kaş'a dair... deniz..

Yolculuğun, yorgunluğun, sıcağın, dün gecenin ve içkinin etkisiyle çok zor uyanıyorum sabah –aslında öğlen. Hafif bir baş dönmesi var üstümde. Kahvaltıyı kaçırarak başlıyorum tatile. Olsun, birşeyler bulurum yiyecek. Bir kahve yapıyorum kendime. Sahilde yanımda isteyeceğim eşyalarımı toparlıyorum; cd player, cd’ler, kitap, güneş yağı, lens kutusu, güneş gözlüğü, vs.. Dışarı çıkıyorum. Doğru denize...



Sonunda suyun içindeyim işte. Yüzüyorum, dalıyorum, yorulunca sırt üstü uzanıyorum suya, suyun içinde kendimi müthiş hissediyorum. İşte bu, diyorum kendime, ihtiyacım olan şey kesinlikle buymuş. Burda böyle uzanıp, göğe bakıyorum. Masmavi gökyüzü, lacivert suların içinde, hafiflemiş hissediyorum kendimi, dünyanın en huzurlu insanıyım o anda. Sadece ben. Yalnız, tek başıma, ne istersem, nasıl istersem öyle. Kimse önemli değil, kimsenin peşinden gitmek, kendimi sevdirmek, istediklerini yapmak, uyum sağlamak zorunda değilim. Yalnızca istersem, ben istersem....

Orda, denizin içinde üzerimde birikmiş tüm ağırlığı bırakıyorum. Düne ait, geçmiş haftalara, aylara, hatta yıllara ait benimle süregelen, belki büyüyen, belki yalnızca varlığını sürdüren bütün ağırlık suya karışıp gidiyor üstümden.

Kocaman bir gülücük atıyorum göğe, dünyaya, evrene. İyi ki, diyorum, gelmişim. İlk planımın peşinden gidip, kimsenin söylediklerini umursamayıp, yalnız başıma tatile çıkıyorum dediğimde yüzlerde oluşan şaşkın bakışlara aldırmayıp, içimden yükselen sesi dinleyip, dilediğim şeyin peşinden gitmişim.

İyi ki! İyi ki! İyi ki!

No comments: